Yargılanmam,İntihar Ederim

CHP’nin gündeme getirdiği 12 Eylül cuntacıları yargılansın önerisinin ardından gözlerin çevrildiği isim Kenan Evren oldu.Kenan Evren yaptığı açıklamada “Benim yargılanmam gerekip gerekmediğini halka sorun,Evren Paşa(!) yargılansın mı deyin,eğer referandum sonucunda yargılansın kararı çıkarsa intihar ederim.”dedi.

Yaptığı darbenin haklı olduğunu savunuyor Kenan Evren.Diyor k:Hergün15-20 adam öldürülüyordu soldan ve sağdan. Biz ne yapacaktık?
Evet insanlar öldürülüyorlardı.Peki darbe yapıldıktan sonra idam edilen,işkence gören,işkencelerde kaybolan o kadar insanı düşünüp,hiç mi içiniz acımıyor ?

İçinin acıyacağını pek sanmıyorum.O değil miydi,yine olsa yine yaparım diyen.O değil miydi biz işkence yapmadık diyen.Evet bizzat Kenan Evren’in kendisiydi.

Bunca yazdıklarımızdan sonra kendisine şunları sormak gerekiyor sormak gerekiyor:Yargı kararı yargılanmanıza hükmediyorsa ne hakla referandum talep ediyorsunuz?Kendinizi toplumun diğer bireylerinden,her üç ayda bir mahkemelerden mahkemelere  koşan insanlardan nasıl oluyorda farklı görüyorsunuz?Eğer bu ülkede bir yargı sisteminden söz edeceksek öncelik sizin yargılanmanızla olacaktır.

***********

Bu yargılamanın,artık mümkün olmadığına dair söylemler televizyon kanallarında yer almaya başladı.Hafızasını çabuk kaybeden bir millet olduğumuzdan ben küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum.
12 Eylül cunta hareketiyle beraber:

  • 650 bin kişi gözaltına alındı.
  • 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
  • Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
  • 7 bin kişi için idam cezası istendi.
  • 517 kişiye idam cezası verildi.
  • Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1’i Asala militanı).
  • İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.
  • 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
  • 98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı.
  • 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
  • Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
  • 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
  • 14 kişi açlık grevinde öldü.
  • 16 kişi “kaçarken” vuruldu.
  • 95 kişi “çatışmada” öldü.
  • 73 kişiye “doğal ölüm raporu” verildi.
  • 43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi.
  • 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı.
  • 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
  • 30 bin kişi “siyasi mülteci” olarak yurtdışına gitti.
  • 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
  • 171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi.
  • 937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı.
  • 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
  • 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
  • Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
  • 31 gazeteci cezaevine girdi.
  • 300 gazeteci saldırıya uğradı.
  • 3 gazeteci silahla öldürüldü.
  • Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
  • 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
  • 39 ton gazete ve dergi imha edildi.

Ölüme Selam

12 Haziran 2009’da yapılan İran Cumhurbaşkanlığı Seçimleri bir çok insanın beklediği sonuçlar doğurdu.Ancak bu kadar ağır olacağı tahmin bile edilemezdi doğrusu.Bilindiği gibi Ahmedinejad seçimlerden bir hafta öncesine kadar kamuoyu yoklamalarında önde görünüyordu.Ancak son haftada reform yanlısı Musavi’nin Ahmedinejad’ı yakaladığı,hatta geçtiğine dair anketler yayımlandı.Bu durum bize,seçim sonuçlarının tartışmalı olacağınıı seçim yapılmadan önce göstermişti.

************

Seçim sonuçlanıp da Ahmedinejad galibiyetini ilan ettikten sonra,Musavi’nin tepkisi çok ağır oldu.Seçim sonuçlarını kesin bir dille tanımayıp,yandaşlarına sokaklara dökülme çağrısında bulundu.Ancak Musavi’nin bu tepkisine Ahmedinejad kontrolündeki Cumhuriyet Muhafızları’nın tepkisi de aynı sertlikte oldu.Sokaklarda genç yaşlı demeden insan avına çıkıldı.Göstericilerin liderleri keskin nişancılarla sokak ortasında vahşi hayvanlar gibi avlanmaya başladı.

************

İran Hükümeti çıkan iç savaşla ilgili bütün bilgilerin dışarıya çıkmasını engellemeye çalışırken,bireysel  çekimleri engelleyemedi.26 yaşında gencecik bir kadının,Nida’nın, yapmak istediği devrim uğruna,feci bir şekilde öldürülmesini  izledik.Hepimizin kanı dondu bu görüntüleri izlerken.

************

Bilinmesi gereken bir şey var.Nida gibi yapmak istediği şey uğruna ölebilmek yürek isteyen bir davranış.Ve biz biliyoruz ki Nida bu yola girerken yolun sonunda ölümün olduğunu az çok tahmin ediyordu.Şimdi bu iç savaşın içinde bir sembol haline geldiği için kendisiyle ne kadar gurur duyulsa azdır.

************

Son olarak İran’daki bu iç savaş ne getirir bilinmez.Ancak Ahmedinejad ve kuvvetleri bu savaştan galip çıksa bile,tarih karanlığın içinden,tünelin sonundaki aydınlığa ulaşmak için tırmanan o aydınlık gözleri asla unutmayacaktır.

Uğurlama

Bugün objektiflere yine güzel kareler, yansımış.Umreye gitmek üzere yola çıkan İsmailağa cemaati lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nu uğurlamaya gelen 5.000’e yakın cemaat üyesi,Atatürk Havalimanı’nda izdihama yol açmışlar.Aydınlığın ve ilerlemenin hedef olarak öğretildiği Türkiye’de hala böyle şeylerle uğraşmak,ne kadar zor geliyor bana.Hani Türkiye Cumhuriyeti Devleti şeyhler,dervişler,müritler memleketi olamazdı?Şeyhler memleketi bir yana,Türkiye Cumhuriyeti artık cemaat devleti olma yönünde büyük adımlar atmaya,büyük aşamalar kaydetmeye başladı.Ülkede her türlü cemaat(bunlar gerçekte tarikat tabiki) kol gezmekte,bu cemaatlerin her türlü faaliyetlerine izin verilmekte.Meydanı bu kadar boş bulan bu insanların bu kadar rahat davranmasını yadırgamamak gerekiyor aslında.

**************

Biz içerideki cemaat unsurlarıyla uğraşırken hemen yan komşumuz İran’da büyük bir çaba var.İran’ın her tarafında karanlığa direnen yüzbinler,sokak ortasında hükümet güçleri ile çatışıyorlar.Kara çarşaflarıyla direnenkadınlar Türkiye’ye birazcık olsun ders oluyor mudur acaba?Onlar orada karanlığı uğurlamaya çalışırken,bizlerin burada o karanlığın içinde boğulması  büyük bir ironi örneği değil mi?

Tıp Öğrencileri Öğrenebiliyorlar mı?

Akdeniz Üniversitesi Mezuniyet töreninde bugüne kadar hiç görülmemiş bir olay yaşandı.Tıp Fakültesini birincilikle bitiren Tuğba Akın,kürsüden yaptığı konuşmada sağlık ve eğitim sistemini eleştirdi.Akın’a göre stajyer hekimlerin büyük bir bölümü gelecekten umutlu değil.Bu iddiasını anketler aracılığıyla kanıtlayan Akın,üniversitede yeterli eğitim verilmediğini,öğretim üyeleri yerine asistanların derse girdiğini söylüyor.

Peki bu söylenenler  sadece Akdeniz Üniversitesi için mi geçerli?Bağlı bulunduğum Uludağ Üniversitesi’nin tıp fakültesi  öğrencileri de hemen hemen aynı sorunlardan yakınmaktalar.Ama onlar için asıl sorun sınav sistemindeki ilginç değişiklikler.Bilindiği gibi tıp fakülteleri,derslerin en zor olduğu fakültelerin başında gelmekte.Ancak bir kaç sene öncesinde yapılan sınav sistemi değişikliği ile sınavlar test haline gelmiş,öğrenmenin yerini anlık ezberler almış durumda.Yine yapılan değişiklik ile sınıf geçmek kolaylaştırılmış,bütün öğrencilerin sınıfı geçebilmesi  hedeflenmiş.Bu da ister istemez öğrencileri tembelliğe alıştımış.Tıp öğrencileri ise öğrenemediklerinden,okudukları fakültenin kolaylaşmasından muzdaripler.Bakalım o çok gerekli YÖK(!) bu konuda ne gibi tedbirler alacak.

Konuş Doya Doya

Avea’nın popüler reklamı hepimizin bildiği gibi:Avea,konuş sen de doya doya.Ancak dün öğleden sonra tüm Mersin şehri genelinde avea hatlarına sahip olanlar doya doya konuşmak bir yana yapmaları gereken  acil görüşmeleri bile yapamadılar.İnsanlar ellerinde cep telefonları bir o yana bir bu yana koşturup hatlarının çalışmasını beklediler.Ama nafile…Bayiler  bizlere bu durumu,şehir genelinde çalışma yapılıyor şeklinde açıkladılar vaklaşık 2 saatlik bir kesintinin ardından sistem eski hızında olmasa da çalışmaya başladı.

Cep telefonlarını,artık olmazsa olmazımız olarak gördüğümüz zamanımızda,2 saatlik kesintinin ne demek olduğunu siz düşünün.Cep telefonu firmalarının bu tip çalışmaları insanların en yoğun oldukları  zamanda değil de.Gece ve sabaha karşı yapmaları eminiz ki insanlar için daha büyük bir rahatlık sağlayacaktır.

Burs Sorunsalı

Bilindiği gibi Kasım ayında Belediyelerin burs verebilmesini öngeren 5102 sayılı yasa CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne başvurması sonucu iptal edilmişti.Ancak CHP’ nin yaptığı açıklamada bu yasanın iptalinin,bursların verilmesine engel olmadığı belirtilmiş;CHP’li belediyeler de burs vermeye devam etmişlerdi.

Buraya kadar her şey normal görünüyor.Ancak 29 Mart seçimlerini takip eden Nisan ayında Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin yatırması gereken burslar hesaplara yatmadı.Hesaplara yatmayan bu burslar için öne sürülen  gerekçe Anayasa Mahkemesi’nin 5102 sayılı yasa için,kesin kararı olarak gösterildi.

Şimdi sormak gerekiyor Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Macit Özcan’a:Bu bursların verilmesi madem yasalarla engellenmişti,neden burslar nisan ayına kadar yatmaya devam etti? Eğer herhangi bir yasak yoktuysa neden daha nisan ayında burslar kesildi.Öğrencileri de mi seçime malzeme ettiniz sayın Özcan?Aklınızda olsun,Üniversite de okuyan gençlerin büyük bir çoğunluğu koyun olmaktan çıktı.Önümüzdeki seçimlerde görüşmek üzere.

Makinesiz Kaldım

Dün evde otururken kafama birden esti ve sahibinden.com adlı açık arttırma ve bireysel satış sitesin, fotoğraf makinemi sattığıma dair bir ilan verdim.Bu kadar çok başvuru olabileceğini tahmin bile edemezdim açıkçası.Bugün Kütahya’dan arayan bir müşteriye de sözleşmeli kargo olarak gönderdim fotoğraf makinemi.

*************

Uzun zamandır ne kadar hobim varsa bıraktığımı farkettim.Kendimi artık ne iyi bir müzik dinleyicisi,ne iyi bir bilgisayar kullanıcısı olarak görüyorum.Aktif yaşantımda devam ettiğim şeyler bile benden uzaklaşmaya başladı.Davulumu sattım mesela.Ardından fotoğraf makinemi…Hiçbir şeye karşı ilgim kalmadı.Bir an önce kendime gelmek istiyorum.Bunu da sanırım çok daha iyi bir fotoğraf makinesi alarak aşabileceğim.Umarım kısa zamanda kendime gelip bahsettiğim fotoğraf makinesini alabilirim.

*************

Uzun zamandan beri İstanbul hayalleri kurup duruyorum.Yine bir engel çıktı gibi gözüküyor.
Babaml konuşurken, İstanbul’a gideceğimi söylediğimde,şaşırıp,neden diye sordu.Ben de yeğenin evleniyor diye cevapladım doğal olarak.Ancak düğün planları yapmıyormuş galiba ki,gerek olmadığını söyledi.Neden olduğunu anlamadım ama İstanbul’a gidemeyebilirim ya da en azından şimdilik erteleyebilirim. Ancak ne olursa olsun ayın 20’sinden sonra her an ya Bursa’ya ya da Kütahya’ya gideceğim.

Söylenmemiş Şarkılar

Söylenmemiş Şarkılar Canan Tan’ın 2008 yılının hemen başında yayımladığı on dört adet hikayeden oluşan kitabı.On dört farklı hayat anlatan bu hikayeler çok sade,bilindik ve tahmin edilebilir kurgularla yazılmış.Hikayeler başladığı anda sonları tahmin edebilebiliyor örneğin.Bu yönden Canan Tan sınıfta kalmış.Kitabın dikkat ettiğim bir diğer yönü ise ölümlerin hep trajik bir şekilde gerçekleşmesi:Kanser,trafik kazası vs. Anlatılmak istenenler sade biçimde hemencecik anlatılmış.Kitap sanki yayınevine ,bir an önce basılması için, yetiştirilmeye çalışılmış.Bu kadar yerdiğim kitapta beğendiğim hikayeler de yok değil tabi ki:Veda,Sen Her Şeysin gibi.Canan Tan’ın bu hüzünlü hikayelerden,ayrılık acılarından oluşan kitabını zaman geçirmek,biraz da iç karartmak için okunabilir.

Çaresiz

Mersin’e geleli çok fazla olmamasına rağmen bu kadar çabuk da sıkılacağımı aklıma getirmiyordum doğrusu.Sabahtan akşama kadar evde oturmak benim pek hoşlandığım bir durum olmadığından sürekli bir alternatif arıyorum kendime.Dün bunu arkadaşlarımla buluşarak atlattım ama bugün için o kadar da şanslı değildim.Bir şansızlığımda film ve müzik arşivimi yanımda getirmeyişimden kaynaklanıyor.Ne sevdiğim insanları dinleyebiliyorum ne de elimde çokça olan dvd filmlerimi izleyebiliyorum.

Aslında bu sıkıntının nedeni de bazı kişisel nedenler.Burda daha önce bahsetmediğim ve bahsetmeyeceğim bu kişisel nedenler azalacağına her gün daha da artıyor.Belirsizlik de bu nedenlerin en belirgin özelliği.Şu anda elimden gelen bir şey yok.Bu belirsizliğin zamanla azalmasını ya da bitmesini beklemekten başka da çarem yok.

****************

İstanbul için planlarımı yapmaya başladım bile.Sadece ne zaman ve nasıl gideceğim konusunda biraz tereddütlerim var.Tabi oradan bana gelecek haberler,bu tereddütlerin daha kolay aşılmasını sağlayacak.İstanbul dönüşü ise seçeneklerimi düşünmeye başladım.Ya Ayvalık ya da Kütahya gibi gözüküyor şimdilik.Tabi ondan önce bir süre Bursa…Mersin’den gittiğim gün rahata ereceğim sizin anlayacağınız.

Ve Mersin

Mersin’e geleli birkaç gün oluyor.Öncelikle belirtmem gerekiyor ki yaşadığınız yerden  uzun zamandır gelmediğiniz bir yere gelmek,son derece zorluyor insanı.Özellikle bu yer Mersin gibi bir yer ise çok daha fena.Çünkü azılı sıcaklarla başetmeniz gerekiyor ki bir çok insanın yapamayacağı bir şey.Tabi bir de arkadaş ortamlarının kaybolması gibi bir durum söz konusu.Önceden olsa hiçbir şey düşünmeden kendimi atardım sokaklara.Bilirdim ki mutlaka yapacak bir şey bulabilirim.Ama şimdi evden çıkarken bir planım varsa bile iki kere düşünür oldum.Ortam yaratmakta  zorlanıyorum sizin anlayacağınız.

***************

1 saate yakın bir süre kitap baktım bugün.Arkadaşlarımı aradım ki ne alacağım konusunda bana yardımcı olsunlar diye.Ve sonunda kararımı verip iki yeni kitap aldım.Bir tanesi Reha Çamuroğlu’nun İsmail’i;diğeri ise Buket Uzuner’in İstanbullular’ı…Okumaya başlamak için sabırsızlanıyorum.