İçimizdeki Eşitsizlik

Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi’nin aldığı karara göre Dtp Milletvekillerinden Emine Ayna ve Selahattin Demirtaş mahkemeye zorla getirilecekler.

Kanal D’nin canlı yayınına katılan Selahattin Demirtaş’a Mehmet Ali Birand,mahkemenin aldığı kararla ilgili,ortamı yumuşatmak adına ifade verip veremeyeceklerini sordu.Selahattin Demirtaş ise bunun taraflı bir karar olduğunu,eğer Anayasa’dan milletvekili dokunulmazlığı ile ilgili bölümler kaldırılırsa seve seve yargılanacaklarını söylüyor.

Eğer açılım konusunda samimiysek,bu insanlara yönelik,içimizde yeşeren ayrımcılıkları bitirmemiz gerektiğini daha önce yazmıştım..Eğer bunu kafamızda bitiremezsek istediğimiz kadar yasa değiştirelim.Bunun bize herhangi bir faydası olmayacaktır.

*************

Hazır eşitsizlikten bahsetmişken bir konudan daha bahsedelim.ABD’de temaslarda bulunan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın uçağı,sabah saatlerinde İstanbul’a iniyor.Mehmet Ali Talat ve beraberindekiler,hemen alanda bekleyen KTHY uçağına yöneliyorlar.Ancak ortada çok garip bir durum var.
Sabah saat 9.30’da kalkması gereken uçağın teknik bir arıza sebebiyle rötar yaptığı duyuruluyor,saat 11.30 da Mehmet Ali Talat’ın gelişiyle uçağın kalkacağına yönelik anons yapılıyor.İnsanlar da haliyle Talat’a tepki gösteriyor ve Talat uçaktan iniyor.

Herkesin anayasal güvenceyle eşit sayıldığı bir ülkede yaşıyoruz.Ancak bazen bazı insanlara öyle büyük ayrıcalıklar tanınıyor ki,bu ayrıcalıklar insanları isyan etme noktasına getiriyor.

Tercih Meselesi

Bugün Ruhat Mengi ile Her Açıdan programının konuklarından birisi,Zülfü Livaneli’ydi.Kendisi son günlerde gündeme gelen UNESCO skandalı konusunda ilk ağızdan açıklama yaptı.Olayın ayrıntılarını kendisinden dinlediğimiz zaman durumun vehameti bir kez daha ortaya çıkıyor.Kısacası UNESCO koordinatörlüğü İslam Konferansı Örgütü Başkanlığı’na tercih edilmiş anladığımız kadarıyla.Hangi konumun daha önemli olduğunu siz düşünün.Tabii bir de kitap yakma mevzusu,Zülfü Livaneli’nin muhalif kişiliği gibi sebepler var.Bu mevzuları konuyu uzatmamak adına,yazmıyorum.

*************

ADSL hizmetinde büyük tartışmalara yol açan,telefon hattı sorunu,yakın zamanda çözüleceğe benziyor.Son bir yıldır uzunca tartışılan,telefon hattını kullanmayan ADSL kullanıcılarından alınan bu ücret,Bilgi teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun yapacağı çalışmalar sonucunda ortadan kaldırılacak.Biz ADSL kullanıcılarının gözü aydın.

İstemsiz Yolculuklar

Bir şeyi daha anlamaya başladım.Benim bütün Mersin yolculuklarımdan sonra,Mersin’i garip bulmam,tamamen yolculuklarla alakalı.Yolculuklar o kadar stresli oluyor ki,hemen ardından kendimi yazmaya verince,melankolik yazılar ortaya çıkıyor.

Uzun zamandır otobüse tek binmediğimden olacak ,gözüm bana el sallayacak birilerini aradı dün otogarda.Bayram sonrası ve Okul başlangıcı olduğu için yeterince kalabalık olan otogarda el sallayanım da olmayınca,o kadar ağlayan kişinin arasında sevilmediğimi hissettim.

Bursa ise tam beklediğim gibi soğuk ve ürperticiydi.İnsanlar yine yollarda servis beklerken,bulutların arasından kendini gösteren güneşe karşı ellerini uzatıp,onları ısıtmaya çalışmaları insanı gülümsetmeye yetiyor da artıyor bile.

Dış Politika Yoksulluğu

Hükümetin uzun zamandır dilinde olan bir söylem var:İddialarına göre Türkiye Akp Hükümeti döneminde hem içerideki gücünü pekiştirdi hem de uluslararası anlamda bir saygınlığa erişti.Bu söylemlere örnek olarak,çok dillendirilmese de,tarihe büyük bir hata olarak düşen;sadece milli duyguları ve Filistin halkının duygularını okşayan, Davos  çıkışı gösterildi.Ancak hükümetin dış politikada ne kadar başarısız bir politika izlediğini,UNESCO Başkanlık Seçimleri açıkça ortaya koydu.

Bütün Dünya’nın hayretle izlediği bu olayı kısaca anlatalım.Unesco Başkanlığı için ABD ve AB’den Zülfü Livaneli’nin başkanlığı için öneri geldi.Ancak Türk Hükümeti,daha önceden Araplar’a söz verdiklerini ve Mısırlı adayı destekleyeceklerini dile getirdiler.Sonuçta ne Livaneli ne de Mısırlı Bakan Faruk Hüsnü seçilebildi.Yarışı Bulgar diplamat İrina Bokova kazandı.

Şu andan itibaren kimin seçildiğinin pek de önemi yok.Çünkü Türkiye’nin dış politikasının kimlerin elinde olduğu ve bu politakayla bir yere gelinemeyeceği,bir kere daha ortaya çıkmış oldu.ı.

*************

Arkama dönüp bir baktım ki,15 gündür devamlı bir şekilde yazıyormuşum.İstediğim buydu aslında:Okuyacak insan bulamasam da yazmak…Ama önemli olan yazmak değil mi zaten.Okuyacak insan,zamanı geldiğinde elbet bulunur.Bir kaç gün ara veriyorum yazılarımı yayınlamaya.Şimdi yolculuk vakti.

Empatisiz Toplum

Toplum olarak sorunlarımızın başında gelir empati kuramamak.Biz toplum olarak,her zaman en iyisine sahip olmamız gerektiğine inanırken;karşımızdakinin penceresinden bakamayız Dünya’ya.Onun çektiği acıları çekemez,onun içinde bulunduğu psikolojiyi anlayamayız.

İnternet ortamında uludağsözlük adında bir site var gördünüz mü?Onu görmediyseniz ekşisözlüğü kesin duymuşsunuzdur.Bu tür sitelerde  insanlar bir araya gelip,bir konu hakkında ne düşündüklerini açıklarlar.
Ben de uzun uzadıya bu tür siteleri takip ediyorum.Çünkü her bir insandan öğrenilecek ayrı ayrı şeyler olduğunu düşünüyorum.Ancak onları okudukça ya ben çok hümanistim diyorum ya da bunların hepsi,eli kanlı birer katil.

Dünkü yazımda Yargıtay’ın kararını eleştirmiş,eyleme silahla müdahale eden uzman çavuşun cezalandırılmamasını kınamıştım.Bugün insanların bu konuda neler düşündüğünü öğrenmek amacıyla sitelerde dolaşırken,yazılan yazıları gördükçe içim sızladı.Hemen herkes bu askerin yaptığının meşru olduğunu söylüyor,askeri kahraman ilan ediyorlardı.

Ben size çok ilginç bir noktayı göstermek istiyorum.Bu yazarların yorumlarını takip ederseniz,Filistin’de elinde taşla savaşan minik çocukları öldüren İsrail için:”Kahrolsun İsrail,Katil İsrail”gibi sloganlar barındıran yazılar yayınlıyorlar,ve İsrail düşmanlığını körüklüyorlar.Belki İsrail çok uç bir örnek olabilir,peki Çin’in Özerk Uygur bölgesinde yaşanan çatışmalarda öldürülen insanlar için neler yazıyorlar hiç takip ettiniz mi?İsrail için düşündükleri şeyler,Çin içinde aynen geçerli.

Şimdi size bu söylediklerimin ışığında soruyorum.Göstericilere taş atan insanı öldüren asker suçsuz mu?Lütfen bu soruya kendinizi başka bir milletten birisi gibi düşünerek cevap verin.

Kurşuna Ceza Yok

2005 Yılında Siirt’te çıkan olaylarda ateş açarak,bir kişinin ölümüne sebep olan uzman çavuş hakkındaki beraat kararı onandı.Üstelik bütün deliller uzman çavuşun suçlu olduğunu gösterirken,beraat kararı bölgesel farklılıklara dayandırıldı.Kısacası orada ölen kişi “Türk Vatandaşı”sayılmadı.Türk vatandaşı sayılmadı diyorum,çünkü anayasanın 10.maddesi bizlere açıkça:”Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.”diyor.Bir kişinin farklı bir bölgede hayatını devam ettirmesi,onun “yaşama hakkı”nı engelleyebilir mi?

Kürt Sorunu’nu çözmeye çalışıyoruz.Çözerken de gerekirse Anayasamızda değişiklik yapmayı göze alabiliyoruz.Ancak Anayasayı değiştirmeden önce,mevcut Anayasa’yı uygularsak;içimizdeki gizli ayrımcılığı bırakırsak,sorun kendiliğinden çözülmeye,biraz da,olsa başlayacaktır.İşte o zaman,biz elimizden geleni yapıyoruz diyebileceğiz.

Konuşmamak İçin Yazmak

Bazen arkadaşlarım bana neden yazdığımı sorduklarında,herhalde aklıma gelen ve benim için en doğrusunu anlatan cevabım bu oluyor:Konuşamadığım için yazıyorum.Öyle sanıyorum ki bazı insanlarda bir saplantı hali olan konuşamamak,bende de fazlasıyla mevcut.Özellikle kalabalık topluluklar önünde,defalarca bu saplantı yüzünden ezildiğim,arkadaşlarım tarafından alay konusu olduğum görülmüştür.İşte ben de buna çözüm olarak düzenli olarak yazmayı seçtim.Bu şekilde hem az konuşuyorum,hem de anlatmak istediklerimi daha rahat anlatıyorum.

*************

Bu aralar sıkıntıdan ne yapacağımı  şaşırmış durumdayım.Bursa’ya gitmek üzereyim ve bu sene yapılacak bir sürü işten dolayı,Bursa bana uzak geliyor.Ancak buna rağmen mutluyum.Çünkü hayatımda gerçekleştirmek istediklerimi,yavaş yavaş planlayıp,uygulamaya başladım.Kısacası şu anda sorunum olmaması,bu kadar sıkıntıya rağmen,beni mutlu ediyor.

*************

Şu sıralarda düşündüğüm garip bir konudan söz edeyim size, lafı bu kadar uzatmışken.Ben hayatım boyunca plansız yaşayamadım.Hayatta en çok yapmak istediğim şeylerden birisi de bu.Yapmak istediğim uzun yolculuklar bile,hep aylar öncesinden planlandı ve bu şekilde uygulandı.Plansız yaşamak için çok geç kalmış olabilir miyim?

Bayram Günü Hayata Verilen Ara

Küçüklüğümden beri bayramlar bana garip ve sıkıcı gelir.Bunun sebebini ister akrabasız bir şehirde büyümeme verin,ister insanların kendi dertlerine düşüp akraba ziyareti yapmalarından dolayı;benim tüm günü yalnız geçirmeme…Sebebi ne olursa olsun bir sonuç var:O da benim bayramlarda canım çok sıkılıyor.

Sıkıntıyı arttıran bir kaç durum daha var.Mesela bu bayramlarda adetten midir bilinmez,siyaset konuşulmaz olur.Birbirlerini günahı kadar sevmeyen iki siyasetçi,her gün restleşen iki lider bayramlarda ağızlarını açıp da tek kelime etmezler birbirlerine.Onların kapışmasına o kadar alışmış olan bana, yine kös kös oturup,evde uğraşacak şeyler bulmak düşer.

Bari ben de kendi dertlerimden bahsedeyim  sizlere.Bursa’ya gitmek için otobüs bileti bulamıyorum şu sıralar.İnsanlar o kadar uzun zaman önce satın almışlar ki biletlerini,şuradan şuraya gidecek otobüs yok.Büyük bir belirsizlik hali var sizin anlayacağınız.Buna,geldiğimden beri yağmur almamış Mersin’in bayramın ilk gününü yağmurlu ve kapkaranlık geçirmesi de eklenince, sıkıntım iyice katlanıyor ve bu durum beni daha çok bunalıma sokuyor.

Kayıp Sembol Yayımlandı

Dan Brown’un yeni kitabı Kayıp Sembol 15 Eylül’de yabancı kitapseverlerle buluştu.Kitap aralık ayında Türkiye’de yayınlanacak.
Kitabın konusu oldukça ilgi çekici:Masonlar…Bilindiği gibi Türk halkı masonlar,tapınak şövalyeleri gibi kökeni karanlıkta kalmış,esrarengiz konuları çok sever.Ve Türkiye’de çok satılacağından eminim.Ancak kitabın tepki görmesi gibi bir durum da söz konusu.Çıkan haberlere göre kitapta İstanbul ile ilgili de bir bölüm geçiyor ve bu bölüm Türkiye’de dönen rüşvet çarkından bahsediyor.Okumak için şimdiden sabırsızlanıyorum.

**************

Dün Karabulut Cinayeti hakkında yazdığım yazı yüzünden bazı arkadaşlarım rahatsız oldu.Onların bu rahatsızlığını anlayabiliyorum aslında.Herkes kendini ailenin yerine koymaya çalışıyor.Herkes gencecikken öldürülen kıza üzülüyor.Ama hala söyledikllerimin arkasındayım.Ailenin kendisini toparlaması ve ekranlardan biraz uzak durması gerek.Eğer olay unutulmaya yüz tutarsa,o zaman yeniden çıkıp ellerinden geleni yapabililer.

**************

Ve Ramazan Bayramı geldi çattı.Hemen ardından da okullar açılacak ve öğrenciler yoğun bir seneye başlayacaklar.Tavsiyem,eğlenebildiğiniz kadar eğlenin.Herkese iyi bayramlar.

Yakalandı Ama

Cep Garipoğlu’nun dün yakalandığını ancak bu konunun gereksiz yere uzatıldığını dilimin döndüğünce anlatmaya çalışmıştım.Dün akşam gündemi takip ederken bu konunun bitmeyeceğini anladım.Her bir televizyon kanalı,bu konu hakkında yarımşar saat haber yaptılar.Ülkede neler olup bittiğini öğrenmek isteyen vatandaşlar;karşılarında yine aynı haberleri gördüler.

Bu haberler uzadıkça uzuyor ve medya bundan çok büyük paralar kazanmaya devam ediyor.Ancak benim anlamadığım bir gariplik var.O da Münevver Karabulut’un ailesinin ne yapmaya çalıştığı…Dikkat ettiniz mi bilmiyorum.Kanalları tek tek gezdiğinizde ailenin her bireyinin ayrı ayrı kanallarda,ayrı ayrı canlı yayınlara katıldığını görmüş olmalısınız.

Şimdi soracağım sorunun mantıklı mı yoksa mantıksız mı olduğuna siz karar verin.On altı yaşında,hayatının en güzel günlerini yaşayamadan katledilmiş bir kızın ailesinin yaptığı davranışlar dengesizce değil mi?Sizce o güzel kız mezarında rahatça yatabiliyor mudur?Eğer bu yaşananları görüyorsa,tam bir şovmene dönüşen babası hakkında ne düşünüyordur?

Söylediklerim çok ağır gelebilir.Ancak birinin buna dur demesi gerekiyor.İnsanların evladının arkasından gözyaşı döküp,yas tutması gerekirken,kanal kanal dolaşması hepimize garip geliyor.