Açılım

Açılım konuşuluyor tam iki aydır üniversitedeki herhangi bir kafede ya da mahallenin küçük kahvesinde.Ama biz öyle konuştukça sorunları çözen bir millet değiliz ki.Konuştukça sorunlar daha da büyüyor.Açılıyoruz.Halklar birbirinden yavaş yavaş kopuyor…

**********

Facebook profillerinize,çevrim içi haber sitelerinde yayınlanan yazılarının altındaki yorumlara teker teker bakmanızı tavsiye ediyorum.Her yerden ayrı bir kin dalgası yükseliyor.Zaten içimizde zerre kadar kalmış empati kırıntılarını da yavaş yavaş süpürüyoruz.

***********

Yazmayacaktım bir süre daha ama dayanamadım.İçime attıkça,yazmadıkça patlayacakmış gibi oluyorum.Neyse…Çok yorucu geçen bir haftanın ardından yeniden eski halime döndüm.Odamın içi bir başka dağınık.Her yer toz içinde.İçimden etrafı toplamak hiç gelmiyor.Tez yazmam gerekiyor.Komik ama daha başlamadım bile.Gece gündüz okul bittikten sonra ne yapacağımı düşünüyorum.Oturup beklemek bana göre değil biliyorum ama şu sıralar elimden başka bir şey de gelmiyor.

Koştururken

Bugünlerde çok hareketli geçiyor zaman.XI.Uluslararası Aiema Mozaik sempozyumu’nda görev alıyorum.İsminden de anlaşılacağı gibi pek fazla türk katılımcı yok kongrede.Haliyle sürekli ingilizce konuşan bir topluluklayım.Gariptir iyice kaptırdım kendimi.Şöyle anlatayım:Büyükorhan’daki geziden dönüyorum.İnsanlarla sohbet ederken muavin geliyor ve su isteyip istemediğimi soruyor.Bende artık refleks haline gelmiş bir ruh haliyle:No,thank you şeklinde cevaplıyorum.Tabii afallayan muavin bana dönüps.Sen Türk değil misin abi?şeklinde bir soru soruyor.Cevap ise ilk seferkinden daha komik.:Oh,I am so sorry.Unutmuşum…

**********

Daha bu iş bitmeden bir iş daha çıktı.Size daha önce gazeteci olmaya heveslendiğimi ve bana gelen bir iş teklifini kabul edeceğimi yazmıştım.Bugün aradılar ve Nilüfer Turizm’in yeni aracının çekimleri için müsait olup olmadığımı sordular.Olumsuz yanıt verdim ama tekrar döneceklerini söylediler.Hevesim gittikçe artıyor.Umarım kursağımda kalmaz.

**********

Gündemi hiç takip edemiyorum çalışırken.Hayattaki en büyük korkularımdan birisi de bu benim:Ot gibi bir insan olmak.Ancak bunu işin yorucu olmasına ve uzun zaman almasına bağlıyorum.Böyle bir insan olmyacağım konusunda kendime olan güvenim devam ediyor.

Bir Nefes Hayat

Gözümü açıyorum.Hava daha aydınlanmamış bile.Kalbim parçalanırcasına göğüs kafesimi döverken,nefes almaya çalışıyorum.İşe yaramıyor.Ölmek üzere olduğumu düşünüyorum.Koşuyorum mutfağa.Bir bardak suyu içmeye çalışıyorum.Kendi kendime sakinleşmem gerektiğini anlatırken birden nefes almaya başlıyorum.İnanılmaz bir rahatlık.Yere çöküp kalıyorum.Nefesin bile ne kadar önemli olduğunu kavramaya çalışıyorum.Çık diyorum kendi kendime.At kendini dışarılara.Git ve gelme…

Sabahın ayazında üstümü giyinip,kendimi güne uyanan bir şehrin kollarına atıyorum.İnsanlar yol kenarlarında minibüslerini,servislerini beklerken sigaralarını;sevgililerinin dudaklarını öpermişcesine,zevkle içiyorlar.Hepsinin yüzünde aynı bakış…

İlk gelen minibüse atlayıp şehir merkezine doğru yol alıyorum.Minibüsün içindekiler yarım kalan uykularına devam ediyormuşcasına sessizler.Bir kaç tane lise öğrencisinin arada sırada kikirdemeleri,minibüsün içindeki sessizliği bozsa da bu duruma kimsenin aldırdığı yok.Hayat hala onlar için güzel çünkü.

Minibüs yolculuğumu bitirip,indiğim yerin yan tarafındaki tren istasyonuna gidiyorum.Çocukluğumun alışkanlığını asla bırakamadım.Ne zaman canım sıkılsa trene atlar,canımın istediği yere giderdim.Treni severdim.Babam trenciydi çünkü.

Burada da manzara minibüstekinden farklı değil,herkesin üzerinde bir ölüm sessizliği var.Bu sefer sessizliği bozan öğrenci gülüşleri değil,insanların dinlediği müzik çalarlar.Her taraftan farklı bir ses çalınıyor kulağıma.Bir çoğu asgari ücretle çalışan bu insanlar,nasıl oluyor da hayatları yolundaymış gibi davranabiliyorlar.Belki de çoğu hayat denilen bu yarışı en baştan kaybettiklerini düşünüyorlar ve kaderlerine boyun eğiyorlar.Kendi kendime onlar gibi olmayacağımı söylüyor ve ilk istasyonda trenden iniyorum.

Artık kendime gelmeye başladığımı anlıyorum.İstasyondaki su kutusuna para atıp,bir şişe su alıyorum biraz rahatlatır umuduyla.Karşıdan gelen treni beklerken şehirdeki seslerin artmaya başladığını anlıyorum.Tren geliyor ve arka tarafa doğru yürüyüp boş bir yer buluyorum.Bindiğim vagon bir önceki geldiğim trenden nispeten daha kalabalık ve sesli.Birden gözüme birisi takılıyor.Beyaz teniyle,uzun saçlaryla,zarif  duruşuyla o kadar insanın içinde dikkatimi çekmeyi başarıyor.Bakışlarımı çekmeye çalışıyorum.Öyle baktığımı görürse tersleyeceğinden korkuyorum sanırım.Birden beni farkediyor ve gözünü gözümden çekmeden bana bakıyor.O anın bitmemesi için yalvarıyorum.Tren yavaşlıyor ve kapıya doğru yöneliyor.Gözlerim hala onun üzerinde.Peşinden gitmek istiyorum.Ayağa kalkacak dermanım kalmamış.Tren duruyor.O vagondan çıkarken hayatımda hep istediğim ve hiç kimseden göremediğim bir şekilde bana gülümsüyor.Kırk yıllık sevgilimi uğurluyormuşcasına el sallıyorum.Tren hareket ediyor…

Yeni Heves

Son zamanlarda gazeteci olmak gibi bir hayale kapılmıştım.Önceki gün bir telefon geldi ve bu mesleğe adım atmamda önemli bir araç olacak bir iş fırsatı kapımı çaldı.Sanırım tekliflerini kabul edeceğim.Biraz da bu alanda denemek istiyorum kendimi.

**********

Bu akşam Bursa’da oynanacak maç dolayısıyla şehir hareketli günler geçiriyor.Her yerde ayrı bir konvoy gözünüze çarpıyorAncak eğlenceli bir hareketlilik…Şehir karmaşık haliyle de güzel.

**********

Media Markt’in yayınladığı reklamlara hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum.Sloganlar bir hayli ilginç:Fotoğraf makinesine daha yüksek para verecek kadar kaz kafalı mısınız?Bilgisayara daha fazla verecek kadar kalın kafalı mısınız?Evet rekabet kapitalizmin bir kuralı.Ancak bu kural bu kadar ağır bir şekilde,rakip firmalardan alışveriş yapan insanları salak yerine koyacak kadar ileri gitmemeli.Bu reklamlar acilen billboardlardan kaldırılmalı.

**********

Uzun zaman süren bilgisayarsızlığım nihayet son buldu.Minicik bir dizüstü bilgisayar aldım.Açıkçası bu kadar göze hoş geleceğini tahmin etmiyor,zorlanacağımı düşünüyordum.Şimdi ise bu bilgisayarla yazmak bile ayrı bir zevk veriyor bana.

Hayalperest

Lisedeyken hep hayalini kurduğum bir kadın tipi vardı.Beni sevecek ve bana saygı duyacak bir kadın…Ama beni severken özgürlüğüne de delicesine düşkün olacak bir kadın.Acaba grup yorum dinlemenin verdiği bir gaz mıydı,yoksa gerçekten onu mu istiyordum bilemiyorum şimdi…
23.yaşın son zamanlarını yaşarken hala öğrenemediğim şeyler var.Yıllarca hayalini kurduğum kadının peşinden giderken,kendi benliğimi yitirmek bunlardan birisi mesela.Benden size tavsiye,kiminle ne kadar beraber olursanız olun,asla kişiliğinizi kadınınız için kaybetmeyin.Yoksa ortada hiçbir sebep yokken,ben senden ayrılacağım diyebilir ve bu kararın ardından yine de son bir gece sizin göğsünüzde uyumak isteyebilir.
Sizi özlediğini söylerse sürekli,bunun da yalan olup olmadığını anlamak için bir çok yol var.Ama buna değinmeyeceğim.Siz yine de şun bilin ki sizi seven kişi,sizinle cehennemin dibine kadar gelebilir ve sizinle yanmaktan gurur duyabilir.
Ben her gece yatarken yukarıdaki anlattığım gibi bir kadın bulabileceğimin hayaliyle yaşıyorum.Biliyorum bulamayacağımı.Ama hayallerimden vazgeçmek,benim için yıllarca hapis hayatı yaşamaktan farksız olacaktır.

Doğan Neden Susuyor

Başbakan Erdoğan’ın Doğan Medya Grubu’yla uğraştığını ve bu grubu sindirmeye çalıştığını yazmıştm daha önceki yazılarımda.Başbakan Erdoğan birkaç gün önce çok talihsiz bir açıklamayla Aydın Doğan’ı Amerikalı ünlü ganster Al Capone’a benzetti.Yapılan gafın boyutları hakaret niteliğinde.Ancak Doğan Medya Grubu’ndaki bir kaç yazar ve televizyonlardaki bir kaç kısa haber dışında bu konunun üzerine hiç gidilmiyor.Al Capone benzetmesi ne kadar hazmedilebilir tartışılır.Ancak Doğan Medya susmaya devam ederse,onları daha ağır kararlar bekleyebilir.

************

En iyi 100 Üniversite listesi açıklandı.Tesadüfe bakın ki Türkiye’de hiç bir üniversite bu listeye girememiş.Boşuna demiyorum,bu eğitim sistemi en aşağıdan en yukarıya kadar değişmeli diye.

************

İki gündür öykü yazıyordum.Bugün yine siyasete geçiş yaptım.Ancak gündem o kadar sabit gidiyor ki,insanın içinden siyasete dokunmak gelmiyor.

Kendime Yediremem

Düşman saçma sapan laflar eder,
duyar can kulağım.
Benim için kötü şeyler düşünür,
görür can gözüm.
Üzerime köpeğini salar,
ısırır köpek ayağımı,
çok acılar çekerim, çok acılar.
Köpek değilim, onu ısıramam,
ısırırım dudağımı.

Büyük kişilerin sırlarına ortağım,
gene de na şu kadar övünemem.
Bütün ayıplar bende ama,
ne yapıp yapmalı,
ulaşmalı dostlara,
geride kalmayı kendime yediremem.

Mevlana Celaleddin-i Rumi

Gecenin Karanlığında

Dışarıdaki köpeklerin ulumaları,sanki kulaklarımın içinde yankılanıyormuş gibi geliyor.Yatağın içinde  yavaş yavaş terlemeye başlıyorum.Yine bir korku hali bastırıyor üzerime.
Küçüklüğümden kalma bir korku bu.Daha ilkokul yıllarımdayken annemin İstanbul’daki teyzesinin evine gitmiştik.Çok garip ve gizemli bir evi vardı.Değişik de bir kokusu.Geceleri rüzgarın sarstığı küçük banyo penceresinden gelen sesler,odanın içinde hayaletler belirecekmiş gibi bir hava yaratırdı benim çocuk dünyamda.İşte köpek sesinden korkmam da o zamanlara rastgeliyor.

Bir gün yine o evin içinde vakit geçirmeye  çalışırken,teyze bizi yanına çağırıyor.Annemlerin yanına geçip sessizce dinlemeye başlıyorum anlattıklarını:”Ben daha 34-35 yaşlarındayım.Rahmetli enişteniz yanımda,beraberce sarılmış yatıyoruz.Gecenin bir yarısı,karşıdaki fabrikanın iki köpeği bütün güçleriyle ulumaya başladılar.Kalkıp karşıdaki pencereden dışarıya baktım,dışarıda tek bir dal oynamıyordu.Yatağa döndüğümde enişteniz soğuk soğuk ter döktüğünü görünce ona^hava sıcak,sana bir bardak su getireyim^diyerek odadan çıktım.Mutfakta suyu doldururken köpeklerin çığlıkları daha da yükseldi.Odaya döndüm ki ne göreyim:Enişteniz sapsarı kesilmiş;sık bir şekilde nefes alıp veriyor ve iniltiler çıkarıyor.Ben ölümü hiç tanımıyordum tabi o zamanlar.Nereden bilebilirdim o döktüğü terlerin ecel terleri olduğunu.Meğerse Azrail yaklaştığı zaman köpeklere görünürmüş.Hayvancağızlar da ne yapsınlar korkularından bütün güçleriyle ulumaya başlarlarmış.”

Hikaye bittiğinde odanın içi sessizleşmişti.Kimse söyleyecek bir söz bulamıyor ve herkes teyzeye bakıyordu.O sırada bir anneme baktım bir de babama.Annemin gözünden yaşlar dökülüyordu.Babam ise kayıtsızca teyzeyi izliyordu.Ben ise korkmuştum.

Çocuk aklı işte,yıllardır o hikayeden aklımda kalan en kötü şey köpeklerin bütün güçleriyle ulumasıydı.Bu yaşta bile,gecenin bir yarısı,sokakta havlayan köpekleri duyduğumda kendimi yorganın altına atarım.Nefesimin sıcaklığıyla uykuya dalana kadar korur beni,bilmediğim dünyanın bilmediğim şeylerinden.

Gitme Zamanı

Evlenmelerinin üzerinden 4 sene geçmesi,ilişkilerini güçlendireceğine gittikçe onları birbirinden uzaklaştırmaya başlamıştı.Beraber gidilen o arkadaş yemeklerinde insanlara mutlu çift görüntüsü vermek çok zorlaşmıştı .Hayatın kendisinin sürekli bir değişim içinde olması,kendisini kabuğundan çıkmaya zorluyordu.Ancak o kadar zor geliyordu ki yeniden başlamak,bunu ne kendisine ne de karısına itiraf edebiliyordu.

Her şey ne kadar güzeldi oysa eskiden.Kendisi gibi bir insan bulduğu için nasıl da havalara zıpladığını,arkadaşlarına evlenmek istediği kızı bulduğunu anlatırken,gözleri parlıyordu.Kendisinden bu kadar emin olduğu için hemen evlenmişlerdi zaten.Fena da başlamamıştı hani.Herşey yolunda gidiyordu.Sahi nasıl olmuştu da birbirlerinin gözlerinin içine bakamaz olmuşlardı.Nasıl olmuştu da o uzun sevişmeler yerini,birbirleri için zorunluluğa bırakmıştı.

Bir evlilik nasıl olurdu da bu kadar hareketsiz hale gelebilirdi.Sebebini biliyordu aslında ama bunu kendine söyledikçe kendi gururunun kırılmasından korkuyordu.Belki karısı kendisini saymıyor olabilirdi ama bunun sebebinin kendi rahatlığı olduğunu da çok iyi biliyordu.Netice de uzaklaşmışlardı işte.Onu asıl korkutan karısının sessizliğiydi.Bazı geceler hiç konuşmadan yatağa giriyor,sessizce kahvaltısını yaptıktan sonra işine yol alıyordu.Bu kadar nefret edilecek ne yapmıştı bilemiyordu ama bunun böyle olmasını da pek umursamıyordu.

Bir gün bir arkadaşından  telefon geldi.Acilen evine gitmesini ve olanlara kendi gözleriyle şahit olmasını istemişti.Korkarak ama korktuğunu belli etmeyerek;midesindeki o kasılmaya aldırmadan evine doğru arabasını sürmeye başladı.Nasıl bir manzarayla karşılaşacağını anlayarak ama anlamamazlıktan gelerek evin kapısına yaklaştı.Kapıyı açmasına gerek kalmadan içeriden gelen erkek sesiyle irkildi.Arkasını döndü ve arabasına doğru yürüdü.Artık gitme zamanı gelmişti.

Yaşanacak Bir Ülke

Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütü senelik olarak düzenlediği araştırmada Türkiye’yi 79.gösterdi.Yapılan araştırma en yaşanabilir ülke olarak Norveç’i gösteriyor.

*************

Türkiye ise bugünlerde yine işkence sorununu tartışıyor.Üniversite öğrencisini,içki içtiği için,arkadaşlarının yanından alıp,kuytu bir köşede dövmeye çalışan polis memurlarının görüntüleri,yazılı ve görsel medyada büyük yankı uyandırdı.

*************

Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütü araştırmasını yaparken,araştırdığı ülkenin eğitim ve sağlık gibi sosyal güvenlik araçlarına önem veriyor.Yani bu listede üst sıralarda olabilmek için sistemin çok iyi işlemesi gerekiyor.

*************

Türkiye’nin bu listede üst sıralara girmesi sizce mümkün müdür?Daha kendi kolluk kuvvetine eğitimini veremeyen bir sistemin başarısı nasıl gerçekleşebiliYerde yatan bir çocuğa,suçu her ne olursa olsun,tekmeler savurmak,eğitimi bırakın,insan olmanın hangi kuralına sığar?Bu kin,bu nefret yok edilmeden,bu insanlar eğitilmeden,nasıl olacak da Türkiye daha yaşanabilir bir ülke olacak.Sizin umudunuz var mı bilemiyorum.Ancak benim umutlarım gittikçe tükenmeye başladı.