Uşak

Uşak'ın Boş SokaklarıNe kadar küçük ve mütevazi bir il gibi görünse de gayet güzel yerleşmiş bir şehir uşak. Konumu itibariyle de gayet önemli bir şehir. Şöyle bir baktığımızda İzmir ve  Ankara’ya yakınlığıyla dikkatimizi çekiyor.

Ben de bu haftasonu günübirlik bir gezi için Uşak’taydım. Haftasonunun verdiği rahatlıkla geç uyanan şehrin sokakları bomboş ve bir o kadar fotoğraf çekimine elverişliydi.

Biraz süre geçince, güneşin de kendini göstermesiyle, sabah ayazından kurtulan şehir,yavaş yavaş hareketlenmeye başladı. Bu sırada şehrin merkezindeki Simit Sarayı’nın açık olduğunu görüp sıcacık poğaçaları mideye indirmeye koştum. Yanında da bir küçük demli çay…

Uşak Ulucamiİçeride fazla vakit geçirmiş olacağım ki biraz rehavet çöktü üzerime. Gece uyumamamın da bunda etkili olduğu bir gerçek tabiki. Daha fazla duramayıp yeniden vurdum kendimi sokaklara. Burada da bir Ulucami varmış. 1419 yılında Germiyanoğlu II. Yakup Bey tarafından yaptırılmış güzel bir cami…

Burma CamiUlucami’nin yüz metre kadar ilerisindeki Burma Cami ise 1570 yılında yapılmış. Gösterişten uzak olan bu cami ismini minaresinin kıvrımlı yükselmesinden almış. Burma Cami tarihinde 4 kez onarım görmüş ve günümüzde son şeklini almış. AnıtlarBurayı da yeterince gezdiğimi düşünüp İsmetpaşa caddesini yürüyerek dev anıtlara varıyorum. Gerçekten büyük yapılar. Şehrin birer simgesi haline gelmişler.

Yeterince fotoğraf çektikten sonra Uşak Arkeoloji müzesine doğru yol alıyorum. Karun HazineleriKüçük bir müze olmakla birlikte gayet zengin bir içeriğe sahip. Zira zenginliğiyle nam salmış büyük hükümdar Karun’un hazineleri de bu müzede yer almakta. Bunun dışında Eski Tunç Çağı’ndan kalma eserlerden,hellenistik dönem eserlerine kadar bir çok eseri görme şansım oluyor.

AnıtBütün bu anlattıklarımın dışında tipik bir Anadolu kenti Uşak…  Diğer şehirlerden farkı köy olmaktan uzaklaşması ve daha çok şehir görüntüsü içerisinde olması. Eğer sizinde boş vaktiniz varsa günübirlik gezilebilecek güzel bir şehir. Karun Hazinelerini görmenizi özellikle tavsiye ederim.

Marx’ın Dönüşü

Genco ErkalBu sene 2.si yapılan Nilüfer Tiyatro festivalinin dün akşam ki konuğu Genco Erkal’ın tek başına oynayıp, yönettiği Marx’ın Dönüşü’ydü.

Aslında biraz şans eseri öğrendim oyunun o akşam olduğunu. Duyar duymaz da çok heyecanlandım. Yıllardır çıplak gözle izlemek istediğim bir ustaydı Genco Erkal. O müthiş tiyatroculuğunu hep biliyordum ama, fırsat olmamıştı işte bir türlü. Neyse hemen bilet ayarlandı ve tiyatronun yolu tutuldu. Salon tıklım tıklım… Hatta öylesine kalabalık ki insanlar merdivenlere oturmak zorunda kalmış. Ancak o eski salonda koltuk gıcırtılarından başka tek bir insan sesi duymak mümkün değil. Ve ışıklar birden söner, ardından usta sahnede görünür. Salonun kalabalık olduğunu görünce yüzü güler ve bu kadar büyük bir kalabalık beklemediğini belirtir. Ardından da başlatır anlatmaya…

**********                    ***********

Biraz da oyundan  bahsetmek istiyorum: Tahmin edebileceğiniz gibi Marx diğer taraftan, tam bir devrimci gibi çabalayarak, bir saatliğine yeniden dünyaya gelir. Ve kapitalizmin dünyayı hala nasıl kasıp kavurduğunu, insanların,aynı yüz yirmi yıl önce olduğu gibi, açlık ve sefalet içinde yaşadığını anlatmaya başlar.

Oyunun güzel yanı Marx’ın insani yönünü ortaya çıkarması ve onun bir ailesi olduğu gerçeğini hatırlamamızı istemesidir. Karısı Jenny’den, çocukları arasında ayrım yapmadığını söylese de, kızı Eleanor’dan oyun boyunca sık sık bahseder. Marx'ın Dönüşü

Oyunun kilit noktası ise, kendisinin yarattığı akımın yanlış kullanılması ve sonrasında komünist manifestonun bir dogmaya çevrilişinin, Marx üzerinde yarattığı etkiyi göstermesi olmuş. Bu bölümlerde Stalin’in Sovyet Rusya’sına da sık sık atıfta bulunuyor.

Kısacası Marx’ ı “gerçekten” anlatan bir oyun olmuş. Tabi Genco Erkol’ın da eli dokununca apayrı bir tat bırakıyor insanın damağında.

Bir Gökçek Klasiği

Siyasetin her zaman öncelikli bir amacı vardır: O da gücünü aldığı tabana hizmet etmek… Hem de insanlar arasında herhangi bir ayrım yapmadan…Ancak bu ülkede sistemin hiç bir unsuru tam çalışmadığı gibi bu kurum da tam işlemiyor.

Ankara 2. idare mahkemesinin Ankara’daki otobüs ve minibüs ücretlerinin 2004 yılı fiyatlarına çekilmesi kararının ardından; Ankara Büyükşehir Belediyesi CEO’su (!) Melih Gökçek’in bu karara gösterdiği tepkiler akıl alır gibi değildi.

Ulaşım zamlarının yeniden yürürlüğe girmesiyle rahatlayan Gökçek’in, ulaşım zamlarını protesto eden üniversite öğrencilerini ise, bundan sonra bu tür eylemlere devam etmeleri halinde,okullarına toplu taşıma aracı göndermeyeceğini söyleyerek tehdit etmesi, durumun ne kadar sağlıksız olduğunun başka bir göstergesi…

Halkın oylarıyla seçilmiş bir belediye başkanının, bu kadar halka karşı hareket etmesi; buna karşılık halktan fazla tepki görmemesi de, ne yazık ki tipik bir Türkiye gerçeğidir.

Neden Acaba?

Kim Bu Adamlar?İstanbul Büyükşehir Belediyesi- Diyarbakırspor maçının 88. dakikasında İBB’nin attığı gole bazı Diyarbakırspor taraftarları çok kızmış olacaklar ki, geçen hafta yaptıklarının daha da fenasını yapıp sahaya indiler.

Bu taraftarların yaptıklarını Türkiye’nin herhangi bir yerinde izleyen hane halkı; kürt açılımının ne kadar gereksiz olduğunu, bu insanlara ne yapılırsa yapılsın yaranılamayacağını düşünüyorlar.

Acaba bu olayların çıkmasına neden olan bu insanlar eve gittiklerinde bunu düşünüyorlar mı? Kendilerine gelip yaptıklarını sorguladıklarında pişman oluyorlar mı? Pişman oluyorlarsa anlaşılabilir. Fakat pişman olmuyorlarsa… İşte o zaman sorun var demektir.

Tribünde Bayan Var

Yeşil İnciler27 Kasım 2009’daki Bursaspor-Galatasaray mücadelesi sırasındaki gözlemlerimi daha önce aktarmıştım.(bkz:tıkla) Yazıda da anlattığım gibi o kadar yoğun bir küfür vardı ki, taraftarların tezahürat bilmediğini düşünmüştüm.

Ve aradan 4 ay geçtikten sonra Bursaspor’un bayan taraftarları olan Yeşil İnciler’den çok daha önce yapmalarını beklediğim tepki geldi. Bugün ki Bursaspor-Manisaspor maçında açtıkları dev pankartla bayanların futbolun güzel yüzü olduğunu ortaya koydular. Tebrikler Yeşil İnciler…

Sana Bir Sır Vereyim mi?

Siyaseti bile siyasete benzemeyen ülkemin gündemi hakkında yazacak bir şeyler bulamıyorum nicedir. Kendimi sokağa salınmış bir çocuğun hayatını izlermiş gibi hissediyorum. Her şey o kadar anlık gelişiyor ki, çoğu zaman ne düşünmem gerektiğini bilemiyorum.

Ülkenin gündeminin değişmesi toplumu pek ilgilendirmiyormuş gibi görünüyor. Sokaktaki insanların gündemi düşünecek halleri kalmamış. Hepsi yolunu bulmak için çaba gösteriyor. Biraz düşününce mantıklı aslında.Bunu neden söylüyorum: Çünkü siyaset ve felsefenin değişmez kuralı paradır. Parası olmayan adam ne siyaset yapabilir ne de Felsefe… Düşünecek öncelikleri vardır. Madem para gerekli. Sen neden düşünüyorsun bunları diye sormayın bana. İstemeden o kadar çok şey düşünüyorum ki, bunlar da  araya sıkışıyor işte. Sıkıcı bir konu bu. Geçelim.

**********          ***********

Bugünlerde kafamda oturan bazı noktalar var.Biraz da onlardan bahsedeyim: Eski sevgiliden arkadaş olmaz derdim her zaman. Ama bir tane ayrıcalığı olan insan vardı. Fakat farkettim ki, gerçekten eski sevgiliden arkadaş olmaz! Bu konuda kimsenin ayrıcalığı olmaması gerekiyor. Ne yaşarsan yaşa, ne kadar özel olursa olsun… Sonra hala onu sevdiğinizi falan düşünüyorlar. Neden düşünürler anlamam bir de. Aradan yıllar geçmiştir. Siz başka birine vermişsinizdir gönlünüzü. Yıllarca başka birisine sevdiğim demişsinizdir. Yani size saygısı yoksa bile sizin gönlünüzü bağladığınız insana saygı duyması gerekmez mi? Yıllar sonra hala beni seviyor musun diye sormak tamamen bir bencilliğin ürünüdür. Bu da sevimsiz bir konu. Bunu da geçelim.

**********          ***********

Bursa 8. Kitap Fuarı bitti. Her şehirde yapılması gerekli bu fuarlardan. Hayranı olduğunuz yazarları en azından yılda bir kere gördüğünüz gibi, bir çok kitaba da  indirimli bir şekilde sahip oluyorsunuz. Ben bu sene Sunay Akın’la tanışma fırsatı buldum. Televizyonda göründüğünden bile daha sıcak bir insan… İki tane de kitabımı imzaladı. Her şehirde bir fuar olsun isterim. Herkes tanışsın sevdiği yazarlarla.

**********          ***********

Two and a Half Men7. Sezonu devam ediyor “Two and a Half Men” in. Bazı arkadaşlarım artık sıkıcı bulduklarını ve izlemediklerini söyleselerde ben onlar gibi düşünmüyorum. Gayet eğlenceli bir şekilde devam ediyor. Özellikle son bölümlerde biraz daha benim yaşadıklarımı anlattıklarını söylemeliyim. Herkese tavsiyemdir.

**********          ***********

Hızlı okuma derslerine başladım kendimce. Farkettim ki çok yavaş okuyorum. Buna bir çözüm bulmak için internette gezinirken bir site buldum. Dersleri iki günde bir mail adresinize gönderiyorlar. Gayet de güzel alıştırmalar var. Bir deneyin isterseniz.

**********          ***********

Son olarak bir eleştiri belirtmek istiyorum. Devletin bünyesinde olan bazı kurumlarının web sitelerinin çökmesini anlayamıyorum. Mesela PTT’nin web sitesi… Ne zaman ulaşmak istesem sorun yaşıyorum. Bu konuyla ilgilenilmesi gerekiyor.

İstanbul Sonrası

ŞerefeYaklaşık iki hafta geçti İstanbul’dan dönüşümün ardından.Bir türlü fırsat bulup da yazı yazamadım orada yaptıklarımla ilgili.

Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi İstanbul’a Yeni Rakı’nın bloggerlar için düzenlediği özel bir geceye katılmak için gittim. Yüz tane Blog yazarı ile aynı ortamda kadeh kaldırmanın mükemmel bir duygu olduğunu itiraf etmeliyim. Bununla beraber bu yüz blog yazarının yazılarının bulunduğu”Gerçek Muhabbetin Kitabı” adlı özel kitabı da masada gördüğüme ne kadar sevindiğimi anlatamam.

Yakup Abi ve Ben

Gayet güzel tertiplenmiş bu gecenin sonuna doğru Yeni Rakı’nın yeni yüzü olan Yakup Yavru’yu da aramızda görünce keyfimiz daha bir yerine geldi. Böyle güzel bir gecede emeği geçen herkese tekrar tekrar teşekkür ediyorum.

Yeni Rakı