Srebrenitsa Ağlarken

Amar saklandığı kayalıkların arasından aşağıdaki enkaza baktı. Kulaklarında hala ırzına geçilen ablasının çığlıkları vardı. Neler olduğunu yavaş yavaş idrak etmeye başladı: Bulunduğu yerden koşup ablasına yardıma gidecekken Mirza dayısı onu yakalamış ve sesi çıkmasın diye ağzını kapatmıştı. Sonrası karanlık…

*********       **********

Yeniden aşağıya baktı. Etraftaki son Sırp askerleri yavaş yavaş şehirden ayrılıyorlardı. Birkaç gün boyunca süren araba gürültülerinin, silah seslerinin, çocuk ağlamalarının, ve genç kız çığlıklarının yerini derin bir sessizlik almıştı. Dayısına dönüp aşağıya inmek istediğini söyledi.Ama  dayısı biraz daha beklemelerini, ancak hava tamamen kararınca aşağıya inebileceklerini söyledi. Dayısından bir sigara istedi. Normal zamanda olsa ondan yiyeceği tokadın şiddetini tahmin bile edemezdi. Ama Mirza, sigara isteyen 14 yaşındaki bir çocuk değilde ahbabıymışcasına sigara paketini Amar’a uzattı. Amar da sigarayı yaktıktan sonra dumanı kırk yıllık tiryaki gibi sertçe içine çekti.

*********       ***********

Barış bölgesiydi Srebrenitsa… En azından kendilerine böyle söylenmişti. Nerden bilebilirlerdi kendilerini korumakla görevli askerlerin sırp kasaplarının eline satırları kendilerinin vereceğini. Aniden başlamıştı herşey. Başkan’a  bir haber gelmişti ilkin. Kahvede otururken atını dört nala sürerek gelen haberci, Sırpların ağır makineli silahlarıyla şehre yaklaştığını haber verince başkan acele ile evine gidip telefona sarılmış, Hollandalı komutandan güvence alınca da yeniden halkın arasına çıkmış, evlerinden son bir gayretle kaçma telaşı içine düşmüş insanlara güvence vermişti. Amar bu sırada arkadaşlarıyla Hollandalı bir askerden aldıkları plastik topla oyun oynuyordu. Ablasının aceleyle yanına gelip gidiyoruz demesi de onu sinirlendirmişti haliyle. Ama kuşkusuz gitmek zorundaydı. Ablasına kızamayacak kadar çok severdi onu.

*********       **********

Eve vardıktan beş dakika sonra başladı herşey. Elini yüzünü yıkamak için evlerinin avlusundaki tulumbadan su çekerken, önce yer derinden sallandı. Hemen ardından top sesleri yankılandı Amar’ın kulaklarında. Silah sesleri duyuldu çığılıklara karışan. Ve ardından ablasının çığlığı… Kızım ben! Bırakın beni,bırakın beni yalvarırım! Şoku atlatır atlatmaz eve doğru koşmaya başladı.

*********       **********

Keşke orada olup onlarla savaşarak ölen insanların arasında olsaydım diye düşündü. Eve doğru yürürken etrafta tek bir çıtırtı bile duyulmuyordu kendisinin soluk alış verişlerden başka. Evin içine girdinde gördüğü manzara korkunçtu. Her taraf altüst olmuş, bütün ev talan edilmişti. İçerdeki odaların birinden ses geldiğini duyunca doğruca o tarafa yöneldi. Ablası oradaydı işte. Gözlerini tavana dikmiş kendine kendine konuşuyor ve hiç durmadan kafasını sallıyordu. Bütün gücüyle ablasına sarılıp herhangi bir yarasının olup olmadığına baktı. İyi olduğunu görünce rahat bir nefes aldı. Peşinden eve yeni girmiş dayısına ablasnı emanet edip annesi ve babasnı bulmak için evin diğer odalarına bakmaya başladı.Her tarafı kontrol ettikten sonra şehrin meydanına doğru yürümeye başladı. Normal zamanlarda erkeklerin gece yarılarına kadar oyun oynayıp sohbet ettiği bu kahvede hiçbir hareketlilik yoktu. Durumu artık anlamaya başlamıştı. Kahveden içeriye adımını atıp içeride sağlam kalmış bir kaç sandalyeden birisini altına çekti ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Annesi ve babasının cenazelerinin yerini on iki yıl sonra öğrenebilecekti.