Running After Revolution

We have been living in a world of lies. Nothing is true what we hear on the TV, what we read on the newspaper. Our lives are not on our control.

I will tell you a short story about a hero tonight. I should ask you first: What does Ernesto Che Guevera mean for you? When I mention his name, the conversation starts to smell revelation,doesn’t it? The person who I tell you today is Deniz Gezmis, one of the most important revolutionary in the Turkey history.

***************

I remember my twentieth birthday: I was feeling like a nothing, still under the protection of my family. You know, at Turkey, your age is not a big point for the people. Even if you have a proper job to live your own life, it doesn’t matter for your parents; you are still a little child for them until you marry . I was this kind of person. I had no job, was not a student, as I said before I was absolutely nothing. Even though I was reading a lot, I was feeling wired to my family.

**************

Imagine a person, who is chairing hundreds of student in the university on twenties. This person is founding organizations and directing people to the revolution. When he is under surveillance, escaping and going for another country to take a guerilla training. Kidnapping people to stay against to imperialism. While doing this kind of things, he is not killing anyone because cares life of human. And when he is 25, executed by hanging and his last words show to us, he still has a brave before the execution: “Long live independence for the people of Turkey. Long live the great ideology of Marxist-Leninism. Long live the brotherhood of Turkish and Kurdish people. Damned be imperialism.”

When I think about him, I shame on myself. He was dead for his country on his 25  to make it livable, when he was younger than me… What about me, Why I am so hopeless? I have been questioning myself for a long time. What do you think? There is still any hope?

Faşizme Verilen Ceza Bu Kadar mı?

Daha önce de bir çok kez yazdım ayrımcılığın her türlüsüne karşı olduğumu. Bu ülke içindeki etnik unsurlarla sınırlı değil tabiki sadece. Tüm dünyada insanların teninin renginden dolayı, dininden dolayı ya da dilinden dolayı aşağılanması, baskı görmesine karşıyım.  Buradan Emre Belözoğlu olayına geleceğim elbette…

***************

Londra’ya geldiğime, burada 2 seneye yakın kaldığıma en çok da ufkum genişlediği için seviniyorum. Her ten renginde, her ülkeden insanla tanıştım, arkadaş oldum. İtalyan, Nijeryalı, Japon, Rus… Kimseyle etnik bir meseleye dayanarak kavga etmedim, edeni görmedim. Sadece bir kere türkçe konuştuğum için sözlü tacize uğradım ve cevabını da verdim. Verdiğim cevaba cevap alamadım çünkü bu ülkede herkes biliyor ki en büyük suç ırkçılıktır. Yakın zamanda Luis Suarez’in Evra’ya olan ırkçı tutumundan dolayı aldığı ceza ortada. Keza Fifa’nın bu konuda ciddi bir tutumu olduğu da herkes tarafından biliniyor.

**************

Şimdi ben şunu merak ediyorum. Emre Belözoğlu gibi bir adam gelmiş 30 küsür yaşına. Hayatında İngiltere ve İtalya gibi iki büyük futbol ekolünde top koşturmuş. Yıllarca yurtdışında yaşamış bu adamın bu kadar kısır olması neden? Daha önce İngiltere’de buna benzer bir soruşturma yaşamış olan bu adam nasıl olur da akıllanmaz. Nasıl olurda bu kadar dünya görmüş bir adam hala ırkçılık peşinde koşar. Sanırım yurtdışına çıkan her adamın ufku genişlemiyor. Demek ki ufkun genişlemesi için başka yardımcı unsurlar da gerekli…

***************

Ama herşeyden evveli bu adamın yaptığı davranışa 2 maçlık ceza verilmesi sadece ve sadece komik. Bu adam yaptığı hakaretin cezasını kısa bir süre çekecek, birkaç yıl sonra aynı şeyleri bir daha yapacak. Benden söylemesi