12 Mayıs: Şampiyonluk Şarkısı

12 Mayıs günü aklımda tek birşey vardı gerçekten: Ne olursa olsun şampiyon olalım… Çok iyi oynadık tüm sene ve kim ne derse desin sonuna kadar hak ettik bu kupayı. Binlerce kilometre öteden yine takımım için çarptı yüreğim. Ve bizim olanı aldık o gece, hem de ezeli rakibimizin bizzat kendi sahasında…Neyse yıllar sonra o bildik şampiyonlar ligi melodisi yeniden özdeşleştiği kulüple çalacak.

Bu arada final maçı günü aklımda bazı şeyler vardı: Acaba Fenerbahçe bizim elimizden kupayı alsa alkışlar mıydım? Sanırım ne kadar dalga geçsek de Fenerbahçe’nin bu kadar kötü olaylar yaşadığı bu sezonda şampiyonluk yarışına sonuna kadar devam etmesi büyük başarı. Başkanına sahip çıkması ve cezaevindeyken suçsuzluğuna inanıp onu yeniden başkan seçmesi büyük başarı. Şike olup olmadığına inanıyor muyum? Gerçekten bu soruya bir cevabım yok. Ama onlar inanmıyorlar ve sonuna kadar oynamaya devam ediyorlar. Gerçekten tebrik edilesi bir durum.

Londra: Melankoli?

Üniversite yıllarımda sürekli İstanbul’a gitmek isterdim.Çünkü o şehirde farklı bir melankoli olduğunu düşünür ve ben de o duyguyu tatmak isterdim(Tabi Orhan Pamuk kitaplarının etkisiyle) . Bu düşüncem Londra’da da değişmedi. İstanbul hala gönlümdeki yerini koruyor. Londra demişken bu şehrin insanın yazın gücünü etkileyebilecek türde bir havası olmadığını söylemem gerekiyor. Tabi bunun sebeplerini refahı yüksek toplum, 24 saat eğlence anlayışı ve uzun uzun çalışmaya odaklı topluluklar olarak açıklayabiliriz. Ama ne olursa olsun neden bu kadar yazma kabiliyetini körelttiğini anlamakta güçlük çekiyorum. O kadar ki bazen yazmam gerektiğini düşünüp bilgisayarın başına oturuyorum. Ardından da uzun uzun ekrana bakıyorum. Sonra birşey oluyor ve yine yazamayacağım sanırım deyip ekranı kapatıyorum. Pek tabi bunda uzun süren çalışma saatlerimin de etkisi var. Melankolik olmasa da çok acımasız bir şehir burası… Eğer ki bir hafta çalışmazsanız o bir haftayı kapatmak için bir ay çalışmak zorunda kalabilirsiniz ki ben insanların bunun farkında oldukları için haftada elli altmış saat çalışmayı tercih ettiklerini düşünüyorum: Ya olurda ileride çalışamazsak korkusu yüzünden…

Neyse sanırım hepsi yavaş yavaş arkada kalıyor. Çok az kaldı Türkiye’ye dönmeye. Ufak ufak kalbim teklemeye ve korkular kendini bulmaya başladı: Askerlik,İş arama vs. Ama ne olursa olsun tek isteğim şöyle bir ay kafa dinlemek, mutlu olmak, mutlu etmek. Ondan sonrasını akışına bırakacağım.

Not: Ben bu yazıları çok uzun aralıklarla yazıyorum yukarıda yazdığım sebeplerden ötürü. Ama blogumun yine de aylık 350-400 civarında tekil ziyaretçisi oluyor. Zamanını ayıran bütün dostlarıma ve ziyaretçilerime teşekkürü borç bilirim şu anda körelmiş olan beni hala yazmaya teşvik ettikleri için.

İyi pazarlar

Zorunlu Askerlik

İş yerinde birlikte çalıştığım Pakistanlı arkadaşım Türkiye’ye dönüp askerlik hizmetimi tamamlayacağımı duyunca bayağı bir şaşırdı: “Nasıl yani sizde askerlik zorunlu mu?” Siz de değil mi? diye sormadan edemedim tabi. Konu da buradan aklıma takılınca askerlik uygulamasının zorunlu olduğu ülkeleri araştırıp sizinle de paylaşmak istedim.

Tahmin edeceğiniz gibi dünyanın asıl oyuncularında askerlik zorunlu değil: Amerika birleşik devletleri Vietnam Savaşı’ndan sonra aşamalı olarak paralı askerlik uygulamasına geçmiş. İngiltere ve Fransa başta olmak üzere bir çok Avrupa ülkesinde de zorunlu askerlik uygulaması bulunmuyor. Yunanistan ve Bulgaristan’da ise bu hizmet hala bulunmakla birlikte vicdani ret gibi bir hakkınız ya da zorunlu kamu hizmeti gibi bir seçeneğiniz var. Gelelim Ortadoğuya… Bu bölgedeki ülkelerin büyük bir kısmında durum Türkiye’dekinden farklı değil. Mesela yahudi bir İsrail vatandaşı iseniz  ve kadınsanız hayatınızın iki yılını veya erkekseniz hayatınızın üç yılını askerlik hizmetine ayırmanız gerekiyor. Yine Ermenistan ve İran’da da durum pek farklı değil. Gelişmiş ekonomilerden Çin’de askerlik yapmak bir zorunluluk değilken Rusya’da durum tam tersi. Konuyu kapatırken Türkiye’de ki sistemi bilmeyenler için anlatayım: 20 yaşından gün alan ve üniversite mezunu olmayan her türk vatandaşı on beş ay askerlik yapmak zorunda. Üniversite mezunları ise altı ay ya da on iki ay…

**************

Geçenlerde yarı Türk yarı İngiliz bir arkadaşla tanıştım: Sami… Çok ilginç bir hikayesi var: Sami 26 yaşında ve Türkiye’ye gidemiyor. Şöyle ki: Annesi ile babası İstanbul’da tanışıp evleniyorlar ve Londra’ya geliyorlar. Çocuk doğduktan sonra babası her iki vatandaşlıktan da faydalansın diye oğlunu Türk vatandaşlığına da kaydettiriyor.  Olay da burada başlıyor: Hayatında sadece bir kaç kez, o da tatil amacıyla, Türkiye’ye gitmiş bu arkadaşımıza konsolosluktan bir kağıt geliyor: Tahmin edebileceğiniz gibi zorunlu askerlik hizmetini yapması için gelen bir celp. Bu arkadaşımız Türkçe bile bilmiyorken askerlik yapması isteniyor. Nasıl olacak sizce bu iş?