tarik tarafından yazılmış tüm yazılar

İş Bankası Maximum Card ile İlişkimi Sonlandırdım

Üniversite’ye ilk gittiğim zamanı hatırlıyorum. Ne kadar hevesliysem artık gidip hemen İş’te Üniversiteli Maximum Karta başvuru yapmıştım. En büyük artısı da öğrencilerden yıllık aidat kesmemesiydi. O dönem elime geçen parayla alamayacağımı bildiğim Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin özel basım kitabını da 10 taksit ile bu kart sayesinde almıştım. Daha sonraki yıllarda neler neler aldım zira hatırlayamayacağım kadar çok alışverişim oldu. Demek ne kadar çok oldu ki sonraki yıllarda yıllık aidatları her iptal ettirmek istediğimde hiç zorluk çıkarmadılar.

Neyse güzel bir ilişkimin olduğunu düşündüğüm bu kart 10 yılın sonunda beni yarı yolda bıraktı. Geçen hafta aldığımı söylediğim Drone’u zorlanmadan almak için kendilerinden limit arttırımı talep ettim. Hem de boş bir arttırım da değil… Maaş bankamın bende bulunan Cardfinans kredi kartının limitini neredeyse en asgariye çekip tek başına kendileriyle kalmak istedim. Bana verdikleri cevap komikti. Diğer bankalar gibi kolay limit arttırımı yapamazlardı. Belki maaş bordromu gönderirsem genel müdürlük bir değerlendirme yapabilirdi ama bu da kesin değildi.

Bu konuşma üzerine hiç düşünmedim inanın. Hemen kredi kartı hesabını sıfırlayıp kendilerine kartı iptal ettirmek istediğime yönelik bir telefon açtım. Önce telefondaki hanımefendi ikna etmeye çalıştı. Bu arada ikna yöntemleri gerçekten komik:Önce karttan puan kazandığımı belirtti. Her ne kadar kartımı sevsem de 10 yılda kazandığım puan toplamı 100 TL’yi geçmezdi. Bana kartın müzekart özelliğinden bahsetti. Avantajlı taksit imkanlarından bahsetti. Kabul etmediğimi söyleyip kapatılmasını rica ettim. Tamam dediler. İki gün sonra bir telefon daha geldi kendilerinden: Genel müdürlükten arıyorlarmış. Kartınızı neden kapattırmak istiyorsunuz dediler. Bu hanımefendiye de anlattım durumu. Yine aynı şeyleri anlattı: Maxipuan, taksit, müzekart vs. İlgilenmiyorum dedim. Peki o zaman 35 TL Maxipuan verelim dediler… Yine kabul etmiyorum dediğimde bu sefer ses tonu bozulmaya hatta sertleşmeye başladı. Eğer kartı kapatırsam bir daha kart başvurusu yaptığımda bu kadar limit alamazmışım. Bunlar benim sorunum dedim ve tekrar kapatma isteğimi tekrarladım. Peki o zaman onaylıyor musunuz sorusunu sordu, evet cevabımın üzerine de telefonu iyi günler diyerek hemen kapattı.

İstediklerini alamayınca çalışanların bu kadar kabalaşmasını anlayamıyorum. Tamam işte yaptın görevini ama ikna edemedin. Neyse gerçekten bu konuya çok takılmadım. Bir hafta içerisinde kart iptal edilecekmiş. Şimdi iptalin gerçekleşmesini bekliyorum. Bu aşamadan sonra banka hesabını da kapatıp İş Bankası ile olan ilişkimi tamamen sonlandıracağım.

Yeni Eğlenceme Başladım.

Herkese merhabalar. Bir önceki yazımda bahsetmiş olduğum eğlencem sonunda geldi: DJI Phantom 3 Advanced V2… Yani nam-ı diğer Drone… fotografium.com sitesinden sipariş ettiğim oyuncağım aynı gün kargoya verildi ve 2 günde elime ulaştı. Bu arada siteyi tavsiye edebilirim çünkü hem ilgileri çok iyi hem de anlık destekleri çok başarılı. Bir konuyu daha belirtmek önemli: Şubat ayında Türkiye’de bu cihazlara yönelik bir genelge yayınlandı: Aldığımız bütün ürünlerin, ticari amaç gütsün gütmesin, SHGM’nin sistemine kaydedilmesi gerekiyor. Yapılan kayıt ile önce pilot lisans numarası alıyorsunuz. Daha sonra da cihazı kaydedip plaka alıyorsunuz. Bu konuyu atlamamak çok önemli, zira kayıtsız araçla uçuşa 17.000 TL’ye kadar para cezası verilebiliyor.  Neyse konuya döneyim: Öncelik olarak güncellemelerini yaptım. Bu güncellemelerin yapılması çok önemli. Aksi taktirde bu pahalı alet havalanmıyor. Ayrıca uçuşa yasak bölgelerin bilinebilmesi adına da bu yükseltmeler önemli. Bütün güncellemelerin ardından da  cihaz uçuşa hazır hale geliyor.

Bundan bir sonraki yazımda uçuşa hazırlık kısmını ve ilk uçuş deneyimini paylaşacağım.

Uzun Bir Aradan Sonra Demeyeceğim

Kurumsal bir şirkette çalıştığım için siyaset yazmak doğru gelmiyor. Yani yazılarıma tembellikten değil de biraz da zaruretten ara vermek durumunda kalmıştım. Şu sıralarda aklıma başka türlü yazmak geldi. Artık uğraşlarım hakkında, okuduğum kitaplar hakkında yazmaya devam edeceğim. Hem böylece kendimi de köreltmemiş olurum. Yanlışlıkla siteye giren insanlar da bilsin ki aslında eğlenceli bir insanım. Paylaşmaya başlayacağım videoları görünce ne demek istediğimi anlayacaksınız 🙂

HDD’lere Kurban Giden Hatıralar

Harddisk’lerin taşınabilir hale gelmesinin üzerinden sanırım rahat bir sekiz sene geçmiştir. Olabildiğince teknolojiyi takip eden bendeniz de bu kolaylığı başından beri takip ederim. Ancak iyi mi yoksa kötü mü yaptığımı bilmiyorum. Şöyleki üniversite yıllarımda ilk aldığım Harddisk bozuldu. O zamanlar amatör fotoğrafçılığa ilk adım attım dönemler… Bütün emeklerim boşa gitti ve çöp oldu. Bir huyum vardır: Eğer birşey bozulursa anında aynısının yenisini almam gerekir: Yoksa inanılmaz bir boşluk ve üzüntü duyuyuyorum hayatımda. Ben de tabi hemen gidip yenisini aldım. Üniversite son sınıfa kadar da sıkıntısız kullandım. Ne olduysa oldu ve bir sabah uyandığımda baktım ki o da çalışmıyor. 2 senelik emek bir gece de çöpe gitti: Bütün fotoğraf arşivim, müziklerim, demo kayıtlar vs… Üzüntünün boyutunu tahmin edebilirsiniz. Bu sefer daha da çok bilendim ve piyasadaki en iyi markalardan olan Seagate’den bir HDD aldım. 2010 yılından beri onlarca seyahatimde yanımda taşıdım. Çok güzel fotoğraflar çekip sakladım, mükemmel bir film arşivi oluşturdum. Yine geçen gün bir sabah uyandığımda onu da kaybettiğimi anladım. Bir 4 senem daha heder olmuştu. Kurtaramadık tabi yine kendisini. Şimdi dün Vatan Bilgisayar’a gittim. Bu sefer Samsung’un 1 TB’lik M3 modelini 159,90 TL’ye aldım. Bakalım bu ne zamana kadar götürecek beni.

 

Samsung M3

18 Aylık Kısa Bir Öykü

Uzun zaman yazmadıktan sonra cümleye hep şöyle başlardım: Eskisi kadar yazamıyorum artık… Orası su götürmez bir gerçek. Ne eski yeteneğim var ne de eski zamanım. Bazen giriyorum bloguma şöyle bir bakıyorum. Sonra bir arkadaşımın söyledikleri geliyor aklıma: “Blogunun olmasının en iyi yanı geçmişi daha rahat hatırlamam olmaya başladı. Ne zaman unutmaya başlasam açıp okuyorum ve yaşlandığımı daha iyi anlıyorum.” Ben de bu gece öyle yaptım. Baştan sona ne yapmışım, ne düşünmüşüm hepsini inceledim; yaşlandığımı hatırladım.

Neyse asıl konuma döneyim. Son yazımı bundan 1.5 sene kadar önce o muhteşem “Haziran” günlerinde yazmışım. O günlerde Coca-Cola İçecek AŞ’nin bir üyesi olarak Türkiye’deki profesyonel iş yaşantıma başladım. Hani yazılarımda bahsettiğim o kurumsal şirket var ya, işte o hayal gerçek oldu. Halen aynı pozisyonda terfi peşinde koşarak günleri kovalamaya devam ediyorum. Hayatımdaki asıl önemli değişiklik ise yaklaşık 8 sene süren birlikteliğin ardından Tülin ile evlenmem… Allah bozmasın mutluluğumuzu. İnşallah beraber yaşlanırız da.

 

Şimdilik benden bu kadar. Bakarsınız bir gazla yazmaya devam ederim.

 

Gezi Parkı Mersin Dayanışması

Mersin halkı olaylar başladığından beri her gün akşam saat 18.00’de Adnan Menderes Bulvarı üzerindeki Barış Meydanında bir araya geliyor. İlk gün katılımın düşük olduğu alanda ikinci ve üçüncü günler gerçekten bayram havasında geçti. Polisin hiçbir müdahalede bulunmadığını da düşünürsek gerçekten ülke çapındaki sorunun aslında nereden kaynaklandığını da rahatça tahlil edebiliriz herhalde. Mersinde neler olup bittiğini şöyle bir özetlemek isterim:

Gezi Parkı Direnişinin ilk günü Mersin Halkı sosyal medya üzerinden örgütlenerek Barış Meydanı’nda toplandı. Herhangi bir sorun çıkmadı herhangi bir polis müdahalesi olmadı. Gençler şarkı söyleyerek eğlendiler. İkinci gün halkınForum Alışveriş Merkezi önünde toplanmasınının ardından Barış Meydanı’na gruplar halinde yüründü. Burada konuşmalar yapıldı. Chp durumu biraz sahiplenmek istese de buna izin verilmedi. Daha sonra Adnan Menderes Bulvarı üzerinde toplanan halk buradan geçen arabaların da eşlik etmesiyle eğlenmeye başladı. Zaman zaman tatsız olabilecek eylemler gezi parkı hareketinin özünü anlamış duyarlı vatandaşlar tarafından engellendi. Akşam saat 21.00 e gelirken bir grubun, o sırada türkçe olimpiyatları düzenlenmekte olan Marina Alışveriş Merkezi’ne yürümek istemesiyle polisin müdahalesi geldi. Ancak burada polisi olayların çok büyümesini engellemeye çalışmasından dolayı önce övmemiz gerekiyor. Zira çok uyarı yaptılar. Tam o uyarılar etkisini göstermeye başlamıştı ki ara sokaklardan çıkan iki toma aracı tekrar insanlara su sıkınca bu sefer aralarında barlardaki insanların da olduğu bir grup da tepkiye katıldı ve polis geri çekilmek zorunda kaldı. Bu saatten sonra yolu çöp konteynerleri ile kapatan grup birinci çevre yoluna çıkıp trafiği kapattı. Yaklaşık 1 saat sonra polis buraya da müdahale etti. Olaylar sabah 4’e kadar sürdü ve otuzun üzerinde gözaltı ile sonlandı.

Desteğin 3. günü de aynı ikinci gün gibi renkli görüntülere sahne oldu. Toplanan kalabalık şarkılar söyleyip eğlenirken polis yine olaylara uzak kaldı. Hatta şöyle söyleyebilirim ki alanda ve çevresinde hiç üniformalı polis görmedim. Ancak akşam hava karardıktan sonra yine provokatörler sahne aldı ve kamu mallarına zarar vermeye başladılar. Polis yine ortalarda yoktu ve herhangi bir müdahalede bulunmadı. Ancak grup polisi üzerine çekmeye kararlıydı ve etrafa saldırılar düzenleyerek foruma doğru yürüyüşe geçti. Bu sırada 2 tane akrep ismi verilen polis aracının kalabalığa yaklaşması insanları geri Barış Meydanı’na çekilmeye itti. Bu saatten sonra yine herhangi bir polis müdahalesi olmazken duyarlı vatandaşların çok  çaba sarfettiği görüldü. Gece saat 01.00 sularında polisin müdahalesi forumun önüne tekrar çıkan kalabalığa geldi. Olaylar bir süre daha devam etti.

Not: Mersin gerçekten çok renkliydi bir kaç gündür. Tabiki bunda müdahale etmemek için kendini zorlayan polisin hakkı yenemez. Bazı zamanlarda çok gereksiz hamleler yapıp kalabalığın sinirini arttırsa da ben genel olarak Mersin Polisi’ni başarılı buluyorum. Genel olarak kalabalıklar da fazla bir tahribe meydan vermeden desteklerini verdiler. Sadece küçük bir kesim polisle çatışmak için elinden geleni yaptı. Bugün için herhangi bir eylem olup olmayacağını bilmiyorum. Bekleyip göreceğiz.

 

                   

               

Sosyal Medya’nın Gezi Parkı Dayanışması

Olaylar başlar başlamaz içimden bir ses bunun polisler için o kadar da kolay olmayacağını söylüyordu ama ne yalan söyleyeyim bu kadar olabileceğini de hiç hayal bile edemezdim. Direnişin başladığı andan itibaren neredeyse aralıksız olarak sosyal medyayı takip ediyorum. Her geçen saat boyunca acaba nerede kopacak, nerede insanların umutları yok olmaya başlayacak diyordum ama Türkiye insanı beni haksız çıkardı. Haksız çıkarmakla da kalmayıp protesto gösterilerini yurdun dört bir tarafına yaydı.

Şaşkınım gerçekten. Son 10 yıldır Türkiye’nin nereden nereye geldiğini rahatça gözlemleyebildiğimi düşünüyorum. 4+4+4 ler karar verildiğinde aklım başımdaydı, alkol satışı kısıtlandığında aklım başımdaydı, kürtaj yasaklandığında aklım başımdaydı ve nihayet köprüye bir topluluğun acılarını ve nefretini anlamaksızın Yavuz Sultan Selim adı verildiğinde de aklım başımdaydı. Ama ben bunların hiçbirinde bu halktan herhangi bir hareket görmedim. Evet yeri geldi bu konu günlerce gündem oluşturdu ama başbakanın çıkıp 2 kelam edip gündemi değiştirmesiyle yerini hep bir sessizliğe bir unutulmuşluğa bıraktı bu konular.

Ancak Gezi Parkı çok farklı oldu. Sabahın erken saatlerinde orada sadece gitar çalan, şarkılar türküler söyleyerek eğlenen insanların üzerine gaz bombalarıyla sanki bir kaleyi fethedermişçesine yapılan müdahaleyle olayların boyutu değişti. Öncelikle buradaki topluluk olayın peşini bırakmadı. Sosyal medyanın da etkin kullanılmasıyla özellikle toplumda sanat icra eden kesimin seslerini milyonlara ulaştırması direnişe olan katılımı arttırdı. Arttırdı ama dediğim gibi asıl sorun bunun ne kadar süreceğiydi. Polisin amansız tutumu bu noktada devreye girdi işte. Yoğun biber gazı kullanımı, oturma eylemi yapan halkın üzerine uyarı bile yapılmadan atılan biber gazları ve sıkılan sular insanları birlikte hareket etmeye itti. Ve sonuç olarak Ultraslan’dan GFB’sine Çarşı’sına; Devrimci’sinden Ülkücü’süne; Alevi’sinden Sünni’sine ilk kez bir halk bütün alt değerlerini inkar ederek direnişe geçti. Ve ortaya kesinlikle tarihe geçecek bir direniş ortaya çıktı.

Tabi buradaki sosyal medyanın neler yapabileceğini görmek açısından da Türkiye tarihinde bir ilk oldu. Direnişin başladığı ilk saatlerden beri sosyal medya üzerinden yapılan örgütlenme gerçekten Tahrir Meydanı’nı andırmıyor değildi. Bunu söyleyen ben değilim üstelik. BBC ve CNN International gibi uluslararası yayın yapan haber kanallarının kullandığı bir cümle bu. Ve bu alternatif medya üzerinden neler yapılabildiğini eylemsel olarak bize anlatmış oldu.

Peki sosyal medyada da herşey doğru mu yayıldı? Tabi ki hayır. İlk günden başlayarak bir çok yalan haber yayıldı. Bunların bazıları ölümlü haberlerdi ki gerçekten ölmemiş insanların yalandan öldürülmesi çok ayıp. Gerçekten ölen bir kişiin ismi yayıldı: Kerem Can Karakaş… Kendisi zaten rahatsızmış öğrendiğim kadarıyla. Allah rahmet eylesin tabi ama ölümünün Gezi olaylarıyla hiçbir alakası yok. Onun dışında panzer altında kalıp ezilen ve isminin Aylin olduğu söylenen bir kadının öldüğü söylendi ama bu da tabiki sosyal medyanın uydurması olarak kayıtlardaki yerini aldı. Ölüm haberleri dışında bazı yaralanmalar da yalandı. Mesela daha önce yurtdışında bot motoru kazasında yaralanan bir şahsın fotoğrafları ve bir kadının kolunun kopması hadisesi. Bir de şu köprü meselesi var. İnsanlar gerçekten köprüden geçerek taksime ulaşmaya çalıştılar ancak yayınlanan fotoğraflar genelde 2012 yılına ait avrasya maratonu fotoğrafları. Şahsi görüşüm bu olayın büyük olması düşünsenize karşıdan karşıya geçiyor insanlar Taksim’e ulaşmak için ama böyle fotoğrafların paylaşılması olayları gerçekten gölgeliyor. Zira dün öğlen saatlerinde Trend Topic olan #provokasyonagelmiyoruz hashtag inde karşıt görüşlülüler inanılmaz dalga geçtiler bu fotoğraflarla. Tabi Bülten Arınç ile ilgili oğlu Avm’ye ortakmış yalanını da yazmadan geçersek gerçekten haksızlık olur.

Ancak bu sosyal medya yalanlarından duyduğumda en çok güldüğüm şuydu:

Mersin’de tanklar yürüyormuş

Tabiki çok düşündürücü şeyler de vardı: Mesela Ahmet Hakan tarafından Retweet edilen ve daha sonra silinen yazı:

Ustadan emir bekliyoruz!!

 

Neyse sözü uzatmaya gerek yok. Sosyal Medya’nın etkin kullanıldığı taktirde ne kadar başarılı olabileceği görüldü. Umarım bu direniş hiçbir partiye mal edilmeden sadece sosyal bir direniş olarak anılır. Nitekim bundan yararlanmak isteyen partileri olabildiğince uzak tutmakta yarar var.

Mersin İş Piyasası Hakkında

Yok inatla Mersin’de kalacağım diyorum. İstanbul’da, Bursa’da bu kadar iş imkanı varken ben tutturmuşum burada kalacağım diye. Ama bu şehirde gerçekten iş yok. İş olsa bile kaliteli, kurum kültürü olan yani kısacası şirketine emek veren işçiye hak ettiğini veren bir yer yok. Mersin emek piyasasındaki işverenlerin beklentileri şu şekilde: Adam gelsin benden iş istesin. Bu kişi üniversite mezunu olsun, mümkünse iyi derecede ingilizce bilsin, yurt dışı görmüş olsun. Ama benim verebileceğim  rakam asgari ücret. Yanlış anlamayın küçümsemiyorum asgari ücreti. Hatta kurum kültürü olan ve bana birşeyler katabilecek bir yerde çalışsam hiç gocunmam 6 ay çalışırım o paraya. Ondan sonra zaten benim ücretimi şirket arttıracaktır. Ama kaba tabirle beş kuruş etmez şirketler var ve bu şirketler sizi ne kadar ucuza maledebileceğine bakıyorlar. Hem de sen istediğin kadar onlar için çalış çabala.

İşte bu yüzdendir ki Mersin’de kurum kültürü olan, en azından yaptığınız işe saygı gösterecek yerlere iş başvurusu yapıyorum. Ha alırlar ya da almazlar. Eğer almazlarsa gider başka şehirlerde deneriz şansımızı. Ama en azından idealistliğimizden vazgeçmeyiz.

Askerlik Üzerine

Bu ülkenin aslında en önemli meselelerinden birisidir bu askerlik olayı. TC Anayasa’sının ilgili hükümlerine göre 20 yaşına gelen her türk erkeği askerlik yoklamasını yaptırır. Şöyle bir incelenirsiniz askerliğe elverişli misiniz değil misiniz diye? İncelenirsiniz derken lafın gelişi tabiki. Siz sorununuzu söylemediğiniz sürece onlar göz yummayı tercih ederler. Neyse…

Ben olaya şu yönüyle bakmak istiyorum: Üniversite bitirmemiş bir insanın 15 ay gibi uzun bir süresini askerliğe feda edilmesi beklenir. Bu düzgün bir insanın yaşantısını değiştirebilecek uzunlukta bir süredir. Mesela bir insan bu sürede İngilizce biliyorsa rahat rahat unutabilir askerlik yaparken. Ya da elinden herhangi bir iş geliyorsa bu işe olan uzmanlığını kaybedebilir. Ama kabul de etmek gerekiyor ki öyle insanlarla askerlik yapıyorsunuz ki keşke uzun dönem askerlik 30 ay olsa diyorsunuz. Çünkü bazı tipler o kadar kontrolden çıkıyor ki onların bu toplumda bir birey olmasını düşünmek bile istemiyorsunuz. İşte ben de bu insanları gördükçe üniversite okuduğuma şükür ettim.  Hatta bana ilk kez bir katkı sağladı bile diyebilirim. Sanırım bu işin bana kazandırdığı tek şey bu insanları, kısacası ülkemi bana tanıtması oldu. Tabi ki biraz da sabır o kadar.

Askerliğini kısa dönem yapacak arkadaşlarıma şunları söylemek isterim: Her şeye hazırlıklı olun çünkü hayatınızda hiç göremeyeceğiniz tipleri burada göreceksiniz. Herkese çok yüz vermeyin zira ben o çizgiyi çoğu kez kaybettiğim için canım bir çok kez sıkıldı. Bir de insanları kullanmaya alışın. Evet itiraf ediyorum ki çok insan kullandım askerde ancak bu köprü ayı, dayı fonksiyonu askerliği biraz da olsa rahat yapmanıza olanak sağlayacaktır.

Not: Üzerine konuştuğum uzun dönem güruhun tamamı kötü değildir. Hatta o kadar temiz insanlar gelir ki onlara üzülürsünüz. Yani her uzun dönem kötü değildir.

Ben Geldim

Eskisi kadar yazamıyorum artık. Hayır sadece Blog’a yazı girişi ile alakası yok söylediğim şeyin. Eskiden klavyenin başına geçtiğimde aklıma yazacak türlü şey gelirdi. En azından siyaset ile ilgili birşeyler yazardım ki zaten görülebileceği üzere yazılarımın büyük çoğunluğu o zaman ki politikalar üzerine .Ama farkediyorum ki bu ülkede politika yazmakta da bir sıkıntı var: Düzenin sürekli aynı işlemesi. Siyasette yeniliklere o kadar uzağızki yıllardır aynı eksende, sürüp gidiyor: Kürt sorunu, eğitim, sınav skandalları gibi konular günlük hayatımıza sıkışmış kalmış. Neyse sanıyorum ben artık biraz da olsa iş ararken hangi yollara başvurduğumu ya da mülakat deneyimlerimi anlatacağım. Pek tabi bu konular haricinde de aklıma yeni şeyler geldikçe yazacağım.