Tarık Bal Yazıyorum

26Haz/100

Dayak-Para İlişkisi

Ne zaman polislerin uyguladığı bir orantısız güç kullanımı ortaya çıksa, her zaman bu insanların yaptıkları işin zorluğundan, aldıkları maaşın azlığından şikayet edilir.  Aldıkları maaşı hemen yazalım: 9/3 seviyesindeki bir polis memurunun aldığı ortalama maaş "1988 lira".

*       *       *

Bursa'nın Yıldırım ilçesinde birisi 28 diğeri 17 yaşında iki genç taşkınlık yapıyorlar. Hatta bu gençlerden büyük olanı eline satırı alıyor, çevredeki vatandaşlara ve olay yerine gelen polis memurlarına saldırıyor. Polis ise genci biber gazı kullanarak etkisiz hale getiriyor. Buraya kadar her şey olması gerektiği gibi. Ancak gençler etkisiz hale getirildikten sonra ellerine joplarını alan polislerin tamamı gençleri bayıltana kadar dövüyorlar. Bu gençlerden bir tanesi sessiz sessiz kenarda gözaltına alınmayı beklerken üstelik...

Bayılan gençlerden bir tanesi daha sonra sürüklenerek diğer arkadaşının yanına götürülüyor. Bu görüntülerin tamamı da olayın yaşandığı benzin istasyonunun güvenlik kameralarına yansıyor.

*       *       *

Böyle bir olayın yaşanması bize şunu gösterir: Bu durumun ekonomik sıkıntılarla, iş stresiyle bir alakasının olmadığını... Geçim derdi, sabahtan akşama kadar fabrikalarda asgari ücretle çalışıp, ev geçindirmeye çalışan insanlarda olur. Yine aynı insanlar, sağlıksız koşullarda çalıştırıldıkları için, her an iş kazasına maruz kalma ihtimallerinin olması nedeniyle strese girme hakkına sahiptirler.

*       *       *

Buna benzer vakaların yaşanmaması için iki çözüm yolu var:

1)Eğitim: Polislik için yetiştirilen her bireyin çeşitli testlerden geçmesi ve sadece bu mesleği yapabilecek olgunluktaki insanların bu işe alınması.
2)Caydırıcı cezalar: Böyle bir olay sonucunda bu şiddeti uygulayan insanların cezasız kalması bundan sonra meydana gelecek olayların da sebebi olacaktır. Bu yüzden şiddet uygulayan insanların ya ağır bir para cezasına çarptırılması ya da meslekten ihraçları gerekmektedir.

1

Kategori: Yazıyorum Yorum yok
23Haz/103

Deniz Kokan Şehir

Kaç gündür gündemin ilk sırasında hep şehit haberleri var. Bu yüzden sıcaktan kavrulduğumuz şu günlerde televizyonda Dünya Kupası haricinde kafamı meşgul edecek bir şeyler bulmak pek mümkün olmuyor. Bursa'da ki yaşadığım yerde, yapacak çok fazla aktivite de olmadığından zaman geçmek bilmiyor desem yeridir. Ama şimdi Mersin'de olsam mesela, hadi çıkalım da bir deniz havası alalım diyebilirdim arkadaşlarıma o güzelim sahilde. Ya da gidip nargile içebilirdik Tömbeki'de. Yapraklı koya kaçıp, arabadan iner inmez denize atlayabilirdik.

Ne kadar güzel bir şehir olsa da, Mersin benim gözümde bitik artık. Kendime dair bir şeyler bulmak zor geliyor artık oralarda. Şehir beni kendisinden soğutacak çok fazla şey yaşattı bana. Üniversite hayatım boyunca hep orayı özledim ve Bursa'ya şans vermedim. O yüzden Bursa'da çok fazla bir şey yaşayamamışım gibi geliyor. Artık hayatım boyunca Mersin'e uzak kalmak, oralar aklıma gelince de iç çekip yoluma devam etmek istiyorum.

0

21Haz/100

Demokrasiyi Kovalarken

Öyle sanıyorum ki ağızlara demokrasi kadar sakız olup da bu kadar yanlış anlaşılan başka bir kavram yoktur literatürde.

Şöyle bir örnek vermek istiyorum. Evimin hemen karşısında bir amfi var. Üniversite öğrencilerinin bir araya gelmesi için tasarlanan bu amfide her gün sabahlara kadar curcuna oluyor desem yeridir.

Bu gece saat 02.30 civarında amfide bir grup eğleniyorken, polis kendilerini uyarmak amacıyla yanlarına geldi. Polis henüz konuşmaya başlamıştı ki oturanların arasından içkili bir tanesi kalkıp polise "Bu ülkede demokrasi var, biz Irak'ta mı yaşıyoruz, İran'da mı yaşıyoruz?" diye bağırmaya başladı. Laf açılmışken gecenin bu vaktinde bu kadar iyi niyetli konuşan bir polise denk gelmesini tamamen çocuğun kendi şansı olarak yorumluyorum.

Neyse asıl konu şu: Bu çocuk kendi açıkladığına göre üniversiteden bu sene mezun oluyor. Yani topluma karışmasına ramak kalmış. Ancak demokrasinin benim gece 2.30'da ki uykumu garanti etmesi gerektiğini bilmiyor. Yani demokrasi denilen kavram güçlüyle güçsüz, haklıyla haksız arasındaki dengeyi sağlamak için vardır.

Bu arkadaşımız üniversiteden mezun oluyor. İşe başladığında demokrasi anlayışı hala bu olursa onunla çalışacak onca insanın vay haline...

*       *       *

Şu sıralar tartışılan bir konu var: Demokratik açılım bitmiş midir? Sanıyorum bunun cevabı tartışılamayacak kadar net. Ancak ben bitişin sebebini sadece Güneydoğu'dan gelen şehit haberlerine bağlamayacağım.

Kürt sorunu Lozan'da halledilemeyen 4 meseleden bir tanesiydi. Hükümet cesurca bir adımla bu konunun üzerine gideceğini açıkladı. Ancak bu işe başlarken gösterdiği kararlılığı daha sonra devam ettiremedi. Açılım Türk ve Kürt halkları arasında gittikçe genişleyen bir ırmak yarattı. Karşıya yüzmek ne yazık ki artık daha da zor. Zaten yüzmek için çaba gösteren insan sayısı da bir elin parmakları kadar. Umutsuz olmakla birlikte bekleyip görme taraftarıyım.

*       *       *

Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanlığı'na aday olduğunda çok umutluydum. Hala da umudumu koruyorum. Ancak kendisinin söylemleri nedense bana Baykal'ı fena halde hatırlatıyor. Evet Baykal'dan derin konuşuyor. Erdoğan'ı fena halde köşeye sıkıştırabiliyor. Ancak CHP'nin şu ana kadar ki mevcut söylemlerinde fazla bir değişme olmadı. Mesela Kürt sorununa bakışında herhangi bir yol haritası açıklamadı. Bu sorunun kaynağını oradaki ekonomik gelişmişsizliğe bağlaması ise artık çok eskilerde kalan bir söylemden ibaret. Ben Kılıçdaroğlu'nun, bu işi yavaş yavaş götüreceğini düşünüyorum. Aksi taktirde zaten CHP'nin sonu yine hüsran olacaktır.

0

Kategori: Yazıyorum Yorum yok
19Haz/100

Bitişe Gelirken

Bir aya yakın bir süredir yazma girişiminde bulunmadım. Hayatımın en kötü dönemlerinden birisini yaşarken yazmak çok da saçma geliyordu açıkçası.

*       *       *

4 senedir okuduğum okula şöyle bir dönüp bakınca bana insan anlamında pek bir şey katmadığını görüyorum. Her tarafımda çıkarlarına dokununca çocuk gibi kenara çekilen arkadaşlar vardı üniversitede. İnsan üniversiteye başladığında olgun insanlar bekliyor karşısında: Güldüğünde gülecek, ciddileştiğinde ciddileşecek insanlar... Ama göremedim maalesef! En olgunu bile aradaki dengeyi sağlamada sıkıntı yaşıyor.

İnsanlarda inanılmaz yüksek bir ego var. Kendilerini eleştirmenize izin vermiyorlar. Ama size karşı her türlü eleştiriyi dile getirebileceklerini düşünüyorlar. Bunun şöyle bir sebebi olabileceğini düşünüyorum: Üniversite kazanıldığında insanlarda sınıf atladıklarına dair bir his uyanıyor. Yani ne oldum delisi oluyorlar.

Bir de dedikodu konusu var. Ne kadar sizden nefret etse de yüzünüze gülen insanlar var. Yüzünüze gülüp arkanızdan kuyu kazıyorlar ve o kazdıkları kuyuya sizi atabileceklerini düşünüyorlar.

Üniversiteye gelecek arkadaşlarıma şunu söylemek istiyorum. Sevgiliniz dahil, kimseye tam anlamıyla güvenmeyin. Buradan mezun olurken sadece kendiniz olmanız sizin için yeterli olsun.

*       *       *

Feridun Düzağaç'ın yeni albümünü dinleme fırsatınız olmadıysa kendinize hemen bir fırsat yaratın ve şarkıları dinleyin. Özellikle önerdiğim şarkılar:

Rüya
Bir Varmış Bir Yokmuş
Sensiz

0

Kategori: Yazıyorum Yorum yok
24May/100

Neden

Şenlikler bittikten sonra büyük bir boşluğa düşeceğimin farkındaydım. Nitekim öyle de oldu. Düşünecek vaktim olmaya başladı. Benim düşünecek vakit bulmam demek sorgulamaların artması anlamına geldiği için çok da hoşuma giden bir süreç yaşıyorum denemez.

**********     **********

Trabzon'da okuyan çok yakın arkadaşlarımdan birisi üniversiteye gidişinin ilk yılında güzel bir kızla tanışıyor ve aşık oluyor. Kızdan da karşılık görünce ilişki başlıyor. Ta ki dördüncü sınıfın ilk döneminin sonlarına kadar... Daha sonra kız herhangi bir sebep göstermeksizin çocuktan ayrılıyor. Arkadaşımın durumunu anlayabiliyorsunuz değil mi? Evet çıldırıyor bu ayrılık kararını duyunca. Tek bir sebep yeter bana diyor. Ama sebep yok...

Diyorum ki ne yaptın bu kıza? Ve anlatmaya başlıyor sevgilisine yaptığı sürprizleri, jestleri... O anlatırken ben duygulanıyorum. Konuşayım onunla diyorum. Gerek yok diyor. Bundan sonra ne söylesen boş...

Dün kendisinin doğum gününü kutlamak için görüştüğümde soruyorum kendisine: Var mı herhangi bir umut ışığı yeniden başlamanız için? Önce bir iç çekiyor, sonra da gülüyor: Onun artık yeni bir sevgilisi var. El ele ortalıklarda dolaşıyorlar, duymadın mı diyor. Başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor.

**********     **********

Aslında bu tip bir ilişki daha hatırlıyorum ben: Üniversiteye ilk geldiğim sene bir çift dikkatimi çekmişti. Hani birbirini tamamlayan insanlar olur ya, aynen öylelerdi. Onlar da üniversiteye geldikleri ilk yıl tanışıp sevgili olmuşlar. Üniversiteden mezun olurlarken de mezuniyet balosunda el ele fotoğraflarını gördüğümde, işte ideal çift demiştim kendileri için. Üniversite bittikten 1 yıl sonra ayrıldıklarını haber aldığımda şaşkınlıktan dilimi yutacaktım. Şimdi ikisinin de ayrı bir hayatı var.

**********     **********

Etrafımdaki çiftleri gördüğümde nedense o eski güzel şeyler canlanmıyor artık gözümde. Çünkü ne yaşanıyorsa hepsi sahte. Etrafta güvenilecek insan sayısı az sevgili dostlarım. Herkes için en iyisi önüne bakmak olmalı. Geçmişte yaşamak üzülmekten başka bir işe yaramıyor.

0

23May/100

Baykal’ın Ardından

Bundan üç sene öncesine dönüp şöyle bir bakıyorum da Kemal Kılıçdaroğlu'nun medyada ne adı vardı ne de sanı. Evet bizim kendisinden haberimiz vardı: Bilgili, kültürlü, eski bir bürokrat olduğundan hepimiz haberdardık ama kimsenin aklına gelmezdi onun gün gelip de Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı koltuğuna oturacağı.

Kaset skandalının patladığı gece görüntüleri ilk izleyenlerden birisi olarak sabahı nasıl ettiğimi hatırlamıyorum. Yanlış anlaşılmasın lütfen! Deniz Baykal ne siyasetçi kimliğiyle ne de ideolojisiyle zerre kadar sevdiğim bir insandır. Ancak Türkiye'nin Ana Muhalefet Partisi lideri olduğu için ortaya çıkacak hasarın büyüklüğü beni çok korkutuyordu.

Hiç de korktuğum kadar olmadı. Evet bu olayların ardından her düzgün siyasetçinin yapması gerektiği şeyi yaptı Baykal istifa ederek. Ancak onun istifası, belki de alternatifi olmayan bir parti olan AKP'yi koltuğundan edecek kadar büyük bir hareketi oluşturacak bir ismi siyaset dünyasında ön plana çıkardı.

Umuyorum Chp yeni dönemde sadece soldaki bütünleşmeyi değil, daha geniş bir tabana hitap eden çok sesli bir parti haline dönüşmeyi başarır.

**********       **********

Recep Tayyip Erdoğan da  Chp Genel Kurulu'nun yapıldığı saatlerde Tobb Genel Kurulu'nda patronlara sesleniyordu: "Bazıları çıkıyor 'yoksulluğa son vereceğiz' diyor. Arkadaşım biz göreve geldiğimizde Türkiye'de 17 milyon yoksul vardı, şimdi bu rakam geldi, geldi artık 13'ün altına düştü. "

Bilmiyorum sayın başbakanın anlattıklarına siz ne kadar inandınız. Çünkü  İşsizlik oranları 2002 yılında 10.3 iken 2009 yılı nisan ayında 14.9' a yükselmiş durumda. Nüfus artış hızını da göz önüne alırsak yoksulluğun azaldığını söyleyebilir miyiz? Kendilerinin anlattıklarına göre ülke daha da zenginleşmiş! Ancak bunun ne kadar adaletli bir şekilde gerçekleştiğini sizin takdirinize bırakıyorum.

**********       **********

Bugün yayınlanan Kanal D Ana Haber Bülteni'nde birşey dikkatimi çektimi. Sizinle de paylaşmak istiyorum: Chp Genel Kurulu'nda konuşan Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından bazı kısımları verirken özellikle alkış seslerinin hiç birisi verilmedi. Ancak Tobb Genel Kurulu'nda konuşan başbakanın her lafının sonuna bir alkış sesi eklenmiş. Bunlar belki küçük ayrıntılarmış gibi görünebilir. Ancak gizliden gizliye insanların bilinçaltları, bu şekilde işleniyor.

0

21May/100

Şenlik’10

senlik10Yaklaşık 6 aydır hazırlıklarını sürdürdüğümüz Uludağ Üniversitesi 15. Bahar Şenliklerini sonunda tamamladık. Bu sene 15. sini düzenlediğimiz şenliklerde 24 tane panelist, 5 tane ana konser ve amfi etkinlikleriyle şenlik tarihinin rekorunu kırdık.

Biraz  şenliklerin ayrıntılarına girelim:

Bu sene 11-14 Mayıs tarihinde düzenlenmesi planlanan şenlikler, 10 Mayıs günü yapılan geleneksel şenlik yürüyüşüyle başladı. Akşam düzenlenen Kargo&Mirkelam konseriyle de resmen açılmış oldu.

11 Mayıs günü, gündüz panellerindeki konuklar sırasıyla: Papatyam Dizisi Oyuncuları, Bursaspor, Uğur Meleke ve Menderes Samancılar'dı.  İlk gün gerçekleşen panellerin kalabalık ve eğlenceli geçmesi, şenliklerin güzel başlayıp öyle devam edeceğinin de göstergesiydi. Panellerin akşamında Athena'nın müthiş performans sergilemesi ise öğrencileri adeta kendinden geçirdi. Athena'yı seven bir insan olarak çok eğlendiğimi itiraf etmeliyim.

Kerem Öncel, Ben, Erdoğan Arıkan12 Mayıs günü gündüz panellerindeki konuklarımız: Begüm Kütük, Trt Stadyum'dan Erdoğan Arıkan ve Telelig'den Kerem Öncel, Atilla Gökçe, Ahmet Çakır, Ayten Uncuoğlu ve Altay Öktem'di. Akşam konserde ise Teoman sahne aldı. İnsanların çok beğendiği bir isim olmasına rağmen Teoman'ın bu kadar çirkin bir sesle bu kadar iş yapmasını yadırgamadım dersem yalan söylemiş olurum. Ama yapılan müziğin içten olduğu su götürmez.

13 Mayıs günü gündüz panellerindeki konuklarımız Güven Erkin Erkal, Peker Açıkalın, Sevinç Erbulak & Dağhan Külegeç, Süheyl Batum ve Ayça İnci'ydi. Akşam konserin biraz sönük geçtiğini itiraf etmeliyim. Türkü günü olarak belirlenen perşembe akşamının türkücüsü Esat Kabaklı'ydı.

:)14 Mayıs günü hem şenliklerin son günü olduğundan, hem de panellerin en yoğun olduğu gün olması bakımından yorucu bir gündü. Selda Alkor, Hamdi Alkan, Arka Sıradakiler Dizi Ekibi, Suzan Aksoy, Fuat Uçar, Barış Doster, Evrim Solmaz ve Cenk&Erdem panelist konuklarımız arasındaydılar. Bu kadar yorucu geçen şenliğin son gününde ise Manga sahne aldı ve insanlara unutulmaz bir konser yaşattı.

**********       **********

Bu şenlikler üniversite hayatımın büyük ihtimalle  son şenlikleriydi. 4 Yıllık üniversiteliliğim boyunca en çok keyıf aldığım şenliklerin de yine 2010 şenlikleri olduğunu belirtmeliyim. Şimdi sırada mezuniyet var. Hazırlıklar başlasın...

1