Yazıyorum

Siyasete Seviye Getirdik

İçişleri bakanı İdris Naim Şahin böyle demeç veriyor basın mensuplarına: “Siyasete seviye getirdik.” Konuşmasında Akp’nin Türkiye siyasetine adap getirdiğini anlatan bakan hemen ardından da hükümet olarak ne yaptıklarını ve daha neler yapacaklarını sıralıyor. Buraya kadar herşey bir siyasetçinin yapacaklarıyla az çok örtüşüyor. Konuşmanın sonlarına doğru: “Var, bir takım beyinsizler var. Biz bunun cevabını siyaseten de icraat olarak da veriyoruz, vereceğiz” diyerek de birilerine gönderme yapıyor ve siyasetin ne kadar üst düzey yapılacağını bizzat anlatıyor.

Akp’nin içinde çok iyi konuşan hatipler var. Yiğidi öldüreceksin ama hakkını yemeyeceksin. Ama kabinenin en çok pot kıran, en ne söylediğini tartmadan konuşan bakanına böyle açıklamalar yaptırmak en basit haliyle komiklik oluyor.

Hangi Türkiye

Türkiye’deki insanlar bir masal dünyasının içerisinde yaşadıklarının farkında olmadan, her seferinde kendilerinden cevap beklenen anket sorularına “Hamdolsun hayatımızdan memnunuz.” yanıtını veriyorlar. Şöyle bir düşününce kendilerini anlamak  o kadar zor da olmasa gerek. Eğer eleştirmiyorsa, sessiz kalıp  sadece oy veriyorsa, akşam evine gidip yemek yiyip, karnını da az buçuk doyurduktan sonra yemeğin üzerine içtiği çayın keyfine varıp ardından da karısıyla oynaşıyorsa Türkiye insanı mutlu demektir. Hayatı boyunca kendisine sosyal hak sunulmayan, sunulsa bile sosyal hakkın bir devlet gereği değilde kendisine yapılan bir iyilik olduğunu düşünmeye programlanmış insanların hayatlarından memnun olmaması için hiçbir sebep yok.

Şimdi diyeceksiniz ki ya ekonomik veriler ya da uluslararası araştırmalar? Önce ekonomik verilerden başlayalım. Dışarıdan şöyle bir gözlem yapan herkes ekonominin ne kadar zayıf olduğunu görecektir. Tamamen dış yatırımlara dayalı projeler geliştiren hükümetin acaba dış yatırımların kaçması halinde elinde bulunan “Dindar nesiller yetiştireceğiz” projesinden başka bir planı var mı? İç kaynakları kullanma yoluna hala gidilmemişken, tamamen dışa bağlı bir ekonomi ne kadar sağlam temeller üzerine oturabilir. Dış politikaya gelince orada gerçekten bir duruş var. Ama arkasında kimin desteği olduğu belirsiz. Diyeceksiniz ki arkasında desteğe mi ihtiyacı var? Evet kesinlikle desteğe ihtiyacı var. Hugo Chavez petrollerine güvenirken, Ahmedinecad nükleer silahlarına güvenirken Türkiye neye güveniyor? 75 milyonluk popülasyonuna ve 45 milyonluk genç insanına mı? Yüzde 21.3 ü işsiz olan gençler acaba hangi çabayla dünyaya karşı koymaya hazırlanıyor. Ekonomi büyüyor açıklamaları da başka bir gaz verici unsur olsa gerek. Acaba büyük şirketlerin kazandığı başarılar mikro düzeydeki insanları ne kadar etkiliyor. Yani diyorum ki A firmasının kazancını arttırması sokaktaki her hangi bir Z insanının cebindeki paraya nasıl bir etki yapabilir. Kazananlar her zaman olduğu gibi patronlar oluyor sizin anlayacağınız. Sonra dünyadaki en büyük büyüme oranlarını yakalamışsız. Onu da şöyle açıklayabilir miyiz acaba: 300 milyar TL olduğunu varsaydığımız Türkiye ekonomisi %8 oranında büyürse elde edilen artış rakamı 24 milyar TL. Hadi bir de Almanya’dan bakalım. 1 trilyon dolarlık Alman ekonomisi %3 büyüdüğü anda 30 milyar dolar büyüyor. Yani büyüme rakamlarının öyle abartılacak bir tarafı yok. Ki ben büyüme sırasında oluşan açıktan bahsetmiyorum bile.Karşılaştırma yaptığım ülke Almanya olmasının sebebini de açıklayayım hemen. Almanya ile nüfus bakımından neredeyse aynıyız. Modern Almanya’nın Türkiye Cumhuriyeti’nden sonra kurulduğunu söylemeye gerek bile yok sanırım.

Uluslararası koşullara gelelim hemen: Uluslararası arenada Türkiye’nin iyi gittiğini söyleyen ülkelerin başında Ortadoğu’dakiler geliyor. (Tabi Suriye ve İsrail ve İran hariç.) Londra’da tanıştığım Cezayirli, Tunuslu, Mısırlı bir çok insandan Recep Tayyip Erdoğan ismini duymak mümkün. Kendilerine neden diye sorduğumda konuşmalarını ve ne kadar büyük bir müslüman olduğunu anlatıyorlar. Sayın Başbakanımız’ın nasıl böyle bir popüleriteye ulaştığını anlamakta zorluk çekiyorum bazen. Davos konuşmalarından sonra olabilir mi? Ama bu konuşmalardan sonra İsrail’le ilişkilerde, ticari alanda ne kadar büyük değişiklikler oldu? Belki ekonomiyi siyasete kurban etmemek lazım. Ama bu kadar büyük popüleriteye ulaşmanın da belli bedelleri olması gerekiyor. Burada sadece araplarla karşılaşmıyorum tabi. Ayaküstü sohbet ettiğim Türkiye’nin onların gözünden nasıl göründüğünü merak edip sorduğum bir çok batılı insanla konuştum. Bazıları Türkiye’yi bilmiyor hala( Bu kadar popüler olunup da hala bilinmemesi şaşırtıcı, değil mi(!)) Bilenler de gayet olanların farkında. Türkiye’de yüzlerce gazetecinin içeride olduğunu biliyorlar. Yıllardır suçlu veya suçsuz olunduğunu bilinmeden, haklarında hüküm okunmamış insanların ceza evinde yattıklarından haberdarlar. İnsana bunlar söylenince hüzünleniyor ister istemez. Yani arapların gönlünü bir şekilde çalmak kolay ama batılılarına tüm alevilere ölüm diyen müslüman kardeşlerin liderini Türkiye’de sakladığını nasıl anlatacaksın. Sen batıya kendi içişlerini halletmeden mesela KCK davası yüzünden 3000 insanı cezaevinde tuttuğunu nasıl anlatacaksın? Filistin’de çocukların öldüğünden dert yanıp 19 u çocuk, 34 tane insanı kendi bombalarınla öldürdüğünü nasıl anlatacaksın? Biliyorum anlatmayacaksın. Paul Auster’e yaptığın gibi çok da umurumuzda gelme diyeceksin. Biz Türk’üz kendimize yeteriz diyeceksin.

Son bir hikaye anlatmak istiyorum: Eski Roma’da zafer kazanmış bir general sokakta insanları selamlaya çıkarmış. Hemen generalin arkasında da görevi generale birşey hatırlatmak olan bir adam yürürmüş: “Memento Mori”. Hatırla sen de öleceksin. Hemen bizden de bir söz ekleyelim: Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var…

Herkese iyi pazarlar.

Mehmet Ali Aydınlar İstifa Etti

Futbol Federasyonu Mehmet Ali Aydınlar bugün istifasını açıkladı. Kendisiyle beraber federasyonun yönetim kurulundan Lütfi Arıboğan ve Göksel Gümüşdağ’da istifalarını verdiler.

3 temmuzdan beri devam eden şike soruşturması hakkında fazla birşey yazmadım. Ama buna rağmen düzenli olarak takip ettiğimi de belirtmek istiyorum. Bu istifaya yapabileceğim ilk yorum hayırlısının olduğu yönünde. Zira yaklaşık 7 aydır süren soruşturmada federasyon olayın olabildiğince dışında kaldı. Verilmesi gereken kararları vermemesinin yanında 58. maddeyi geçici olarak değiştirme fikri büyük bir güven sorununa yol açtı. Bu yüzden de yapılması gerken şey yapıldı ve istifa ettiler. Umuyorum bundan sonra gelecek yeni yönetim olabildiğince adil ve dürüst olur, yeterince kararlılık gösterebilir.

Sony Vaio VPCEB4S1E/BQ

Bugün sizlere yaklaşık 5 ay önce aldığım bilgisayarım hakkında yazacağım. Uzun bir araştırma süreci sonunda aldığım bu bilgisayar beklentilerimibüyük ölçüde karşıladı diyebilirim. Ara sıra da olsa oyun oynamak için bir bilgisayar arıyordum. Bunun yanında da performans gereksinimlerinin asgari düzeylerde olması gerekiyordu. Ve işte size bu bilgisayardan yazıyorum.

Bu bilgisayara  beni ilk yönlendiren markası oldu sanırım. Yaptığım araştırmalar sonucunda ve takip ettiğim feedbacklerde sony tartışmasız bir numaraydı. Öncelikle ısınma probleminin olmaması ve kasa sağlamlığı sony vaio yu çekici kılıyordu. Herkes uzun ömürlü bir bilgisayar almak ister. Ama bazıları satıcıların tuzağına düşüp kalitesiz markalara yönelebiliyorlar. Burada söylemek istediğim şey herkesin sony alması gerektiği değil. Ancak ürünler alırken birkaç aylık tatminlerimizi düşünüp almamız doğru değil.

Neyse Sony Vaio’nun  VPCEB4S1E/BQ serisi bilgisayarlarını şöyle kısaca artılarıyla ve eksileriyle anlatmak istiyorum. Zira internet ortamında araştırma yaparken hala geniş bir Türkçe kaynak bulmak zor bu laptop hakkında. Bu bilgisayar intel’in i3 nesil işlemcisini kullanıyor:i3 380m. bu işlemcinin en hızlı serilerinden birisi. ATI Mobility Radeon™ HD 5650 Grafik Kartı 1 gb ekran kartı bulunuyor ürünün üzerinde. Paylaşım desteğiyle beraber bu 2743 mb a kadar çıkıyor. 2X2 olaraktan 4 gb ddr3 1066 mhz bellek bulunuyor. 8 gb ye kadar da yükseltilebiliyor. 500 gb harddisk i, 15.5 ekranı ve 3 usb girişi bulunuyor. Diğer özellikler diğer bütün bilgisayarlarla neredeyse aynı.

Belki de bu bilgileri bütün diğer satış yapan sitelerde bulabileceğinizi düşünüyorsunuzdur. Ancak bu ürünle ilgili söylenmesi gereken olumsuz özellikler de var. Mesela batarya ömrü gerçek anlamda çok kısa. Ne kadar dikkat ederseniz edin 2 saate yakın kullandığınızda dua ediyorsunuz. Bir de ürünün sesinden bahsetmek gerekiyor. Gerçekten çok çok düşük bir seviyede ses alabiliyorsunuz. Yani sizin anlayacağınız eğer iyi bir ses sistemi veya kulaklık kullanmazsanız pek tatmin edici sonuçlar alamayacaksınız.

Sonuç olarak bu ürünü tavsiye eder miyim? Benim buna cevabım evet. Ses faktörünü ve batarya faktörünü benim gibi önemsemiyorsanız bu ürün kesinlikle sizi tavsiye edecektir. Hali hazırda bimeks de bu ürünün satış fiyatı 1713 lira. Bu kadar parayı verdikten sonra bundan daha iyisini alırım diyen arkadaşların da haklı olabileceklerini belirtmek istiyorum.

Ürünün tam özellikleri için tıklayınız

Ölümlere Sevinmek Normal Olmaya Başladı

Akşamın bu vaktinde aslında çok da moralim bozularak yazıyorum bu yazıyı. Bildiğiniz gibi dün 35 tane vatandaş bizzat Türkiye topraklarında türk savaş uçaklarının bombalarıyla öldürüldüler. Hani Suriye’de böyle önemli olaylar olunca Türk televizyonları ön sıralardan veriyorlar ya haberleri, dün televizyon kanalları çok önemli bir olay değilmişçesine ya uzun süre yayınlamadılar ya da biraz değinmekle yetindiler bu olaya. Ayrıntılı değinenler de hükümetin bizzat başı tarafından yine topa tutuldu. Yani kısacası yine görmezden gelindi. Açık söylemek gerekirse, belki de sosyal medya olmasa olayları bizim gözümüzde olabildiğince küçültmeye çalışacaklardı.

Olayı duyduğum ilk andan itibaren aslında yazılacakları az çok tahmin ediyordum. Önce pkk lı diyeceklerdi sonra olmazsa doğrusunu söyleyeceklerdi. Doğrusunu söyleyince her zaman söylenen şeyler hiç değişmiyor bu toplumda: “Zaten ölenler de kaçakçıymış, su testisi su yolunda kırılır.” Ölümleri insan boyutundan başka boyutlara çekmek de yine bizim toplumuza has bir olay olsa gerek. Dünyanın en kutsal, en mübarek toplumuna sahip olduğumuzu ileri sürüp mahallelerde “trencilik oynayan” bu figürler, iş ölüme geldiğinde ağızlarından salya saçarak ortalıkta ağızlarına ne gelirse söylemeye başlıyorlar. İşin ilginç bir yanı da bu figürlerin sadece toplumun cahil, geri kalmış, eğitilmemiş kesiminden değil, okumuş sosyal medyayı takip eden, yani yüzünü teknolojiye dönmüş 21. yüzyıl insanlarından olmaları.

Yaklaşık dört yıldır uludagsozluk.com da yazarlık yazıyorum. Hani sadece fikirlerimi söylemek adına üniversitedeki bir arkadaşım aracılığıyla üye olduğum, daha sonra da yazmaya devam ettiğim bir internet sitesi. Türkiye’de oldukça tanınan bu sitede dünkü olayla ilgili okuduklarım, insanların bu olaya bakış açıları gerçekten çok zoruma gitti. Ben bu siteden bir kaç yazarın yazdıkları yazıları sizlerle  paylaşacağım:

 

Başlık: uludere de hayatını kaybeden katırlar

şırnağın uludere ilçesinde türk silahlı kuvvetlerinin bombalarını hedef olan suçsuz günahsız hayvanlardır.

(bkz: kurunun yanında yaşın da yanması)

(ishakmete, 29.12.2011 19:37 ~ 19:47

Bu yazıyı yazan arkadaşımız anladığın gibi ölen katırları yad etmeyi tercih etmiş.
spoiler
kaçakçılık yapan köylülere..
.–spoiler
sanki çok normal bir şey yapıyormuşlar da
(la fondoten, 29.12.2011 11:04 ~ 30.12.2011 13:02)
 Bu arkadaşa cevap hemen bir başka yazar tarafından verilmiş.

kaçakçılık suçunun cezasının ölüm olduğunu düşünenlerce doğal bulunan ancak kalbinde azıcık insanlık ve adalet bulunanlarca iç acısıyla karşılanan durumdur. tek kelime ile vahşettir. bu insanların katilleri derhal bulunup cezalandırılmalı ve kamu vicdanı rahatlatılmalıdır. böyle bir olayın ihmal ya da yanlışlıkla oldu gibi ahmak bir gerekçeyle geçiştirilmesi durumunda devlete olan inanç kökten sarsılacaktır.

 (asitbazdengesi, 29.12.2011 11:08 ~ 18:14

bir başka arkadaşın yorumu da aşağıdaki gibi:

 

çok iyi yapılmıştır.

bu köpekleri ancak bu şekilde yıldırabiliriz zaten. aynen devam, hepsi telef olana kadar devam.

 (leadman, 29.12.2011 11:58)
Daha fazla uzatmaya gerek yok sanırım. Ölen otuz beş insandan bahsedilirken, üstelik bu insanların oradan geçişinden türk ordusunun başka bir kolunun haberi olduğu söyleniliyorsa ve buna rağmen insanların ölümüne seviniliyorsa sözün bittiği yerdeyiz demektir artık.

Londra Kahve Dünyası

Türkiye’ den Londra’ya yeni bir tat geldi: Kahve Dünyası. Londra’nın merkezinde Picadilly Circus’da oldukça iyi bir yere açılan şirket Türk tatlarını Londra’ya getirmesi açısından başarılı olmuş. Bilindiği gibi Türkiye’deki Kahve Dünyası şubeleri tıklım tıklım olur. O kadar ki oturmak için sıra beklersiniz. Yoğunluk bakımından hemen hemen aynı olsa da servis kalitesi olarak büyük bir fark olduğunu söyleyebiliriz. Çalışanların tecrübesizliği dikkati çeken ilk unsur. Verilen siparişlerin ya geç gelmesi ya da hiç gelmemesi göze çarpan en büyük eksikliklerden birisi. Mekan şimdilik sadece türklere hitap ediyor. İngilizler’in servis kalitesine çok dikkat ettiğini bildiğimiz için Kahve Dünyası’nın şimdilik diğer milletlere açılması zor görünüyor.

Bir Garip Bakış Açısı

İnsanlara dedim ki ama gencecik çocuklar ölüyor bitsin bu savaş. Bunun karşılığında dediler ki: Bir gün olur da bir yakınının, ya asker olarak ya da sivilde başına birşey gelirse o zaman görürüm ben seni. Ne diyeyim ki ben size. Zaten bir gün canlarımdan birine zarar gelmesin diye bitsin istiyorum bu savaş. Başkalarının canı yanmasın diye bitsin istiyorum bu savaş.

*********

İş milli duygulara gelince Türkiye gerçekten bütün olabilen bir ülke. Yani birbirlerine Chp’li ya da Akp’li veya alevi ya da sünni olduğu için diş bileyen iki insanı ortak bir paydada birleştirmenin kolay bir yolu var; o da ülke bölünüyor duygusunu hissettirmek ya da en azından milli hisleri okşayacak birşeyler ortaya atmak. Bunu başardığınız anda hayatın hiçbir noktasında biraraya gelmeyecek bu iki insan aynı meydanda slogan atacaktır emin olunuz. Mesela yarın sayın başbakan Fransa’ya karşı alınacak tavırları açıklayacak. Biliyorsunuz “Ermeni Kıyımı” nın reddini suç sayan bir yasa tasarısı hazırlıyor Fransızlar. Bu kararların Türkiye’nin her tarafından ortak bir tepkiyle destekleneceğine inanıyorum. Bu bütünleşmelerin faydalı  olup olmadığı konusunu senelerdir örnekleriyle gördüğümüz için pek yorum yapmaya gerek yok.