Category Archives: Yazıyorum
Gemi Peşindeki Forsa
Bakıyorum da gazetelerde her gün başka bir konu dolanmakta: Bir gün referandumdan bahsediyorlar, ertesi gün başbakanın ağlamasından, ondan sonra ki gün de Şahan ile Berrak aşkının(!) kafalarda yarattığı soru işaretlerinden… Ben de işsizliğe adım atan her genç işsiz gibi kendime yaratmaya çalıştığım yapay gündemle yoğrulup duruyorum.
Bazılarının aklına şu soru gelebilir: Yapay bir gündem yaratma ihtiyacı nereden doğuyor? Çünkü işsizlik gerçekten de zor zanaatmiş. Hele bir de ailenizden uzak bir şehirde hala onların parasıyla yaşamaya çalışıyorsanız… İnsanın aklına bin bir türlü şey geliyor: Eski sevgiliden tutun da, bir gün sevgiliniz olabilecek insanlara kadar, ya da etrafınızda üzgün gördüğünüz insanların sorunlarından tutun da sizden nefret eden insanların sizle alıp veremediği şeylerin ne olduğu konusu gibi daha önce kendinize itiraf edemeyip, ertelediğiniz ne varsa birer birer aklınızı kurcalıyor.
Bundan bir sene kadar önce bazı arkadaşlarım mezun olduğunda onlara demiştim ki: “Kafanıza takmayın. Eninde sonunda iş olacağına varıyor.” Gerçekten de insanın elinde değilmiş böyle şeyleri kafasına takmamak. Ben yine de diyorum ki: “Hayat koca bir umman, biz de o ummanın içlerine doğru ilerleyen küçük bir sandalın içindeki forsalarız. Hayatımıza, ya elimizdeki sandalda devam edeceğiz ya da daha büyük bir gemi bulacağız.” Önce bir sabredip beklemesini öğrenelim.
* * *
Geçen seferki yazımda Almanya’ya gitmek için çaba gösterdiğimden bahsetmiştim. Ancak ani bir kararla bu fikrimden vazgeçtiğimi belirteyim hemen. İngiltere’de olan çok sevgili bir dostumun da önerilerini dikkate alarak oraya gitmeye karar verdim. Gidiş tarihi ne zaman diye sormayın. Öncelikle bir deniz kokan şehire uğramalıyım. Yapraklı Koy‘a gidip o buz gibi sularda kendime gelmeliyim. Ardından da her şeyi geride bırakıp bu ülkeyi terketmeliyim. Ne dersin dostum? Belki orada bir sevgili bulup evlenir, hayatlarımızı oraya taşırız. Artık hayalimiz bu olsun.
* * *
Bazen, eskiden sevdiğin insandan o kadar nefret edersin ki artık geriye baktığında o aşık olduğun insanı görmezsin. Artık karşındaki seni yıllarca kandırmış bir düzenbaz, tek kişilik bir organize suç çetesidir. Ama sen de suça yardım ve yataklık etmişsindir yıllar boyunca. İşte bu yüzden, onun kadar olmasa da, sen de cezalandırılmayı hak ediyorsundur. Ama kendini cezalandırmayı fazla sürdürmemek gerekir.
Dün çok sevdiğim dünyalar tatlısı bir arkadaşım, benim unutmayı nasıl başardığımı merak etmiş. Ben de çok zor bir şey olmadığını söyledikten sonra “Nasıl?” diye sordu, ben de anlattım:
-Şimdi önce bir sorgula: Sana daha önce kaç kere söz verdi bunları aklına getir. Kaç kere seni seviyorum, seni özlüyorum dedi? Sonra bu söylediklerinin hepsinin yalan olduğunu düşün. Çünkü gerçekten yalan söylüyor sana. Sevgi anlık bir şey değildir. Süreklilik arz eden bir yanı vardır. Ve öyle bir şeydir ki o, karşısında hangi engel olursa olsun, seven kişi sevdiğinin peşinden cehenneme kadar gider. Eğer gelmiyorsa zaten unutmakta pek zorlanmazsın. Bakın Nazım ne diyor:
Herkes kendinden sorumludur aşkta
Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. “Peki o ne yaptı” deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. “Acılara tutunarak” yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki…. Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası…. Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini…
O kadar ortak bir sorun ki bu, belki de dünya üzerindeki çözümü en basit konulardan birisi olması gerekiyor.Ama her yürek farklı çarpıyor. En iyisini bulmanız dileğiyle.
Mezun Olduktan Sonra
Bugünlerde kendimi çok sorunlu hissettiğimi söyleyerek başlayayım yazıma. 2006 yılının Eylül ayında başlayan üniversite macerası geçtiğimiz Haziran ayının sonlarında resmen sona erdi. Ve ben artık kendimi iyiden iyiye işsiz olarak hissetmeye başladım. Bu duygularımı paylaştığım arkadaşlarım ise böyle şeyler düşünmem için erken olduğunu, önümde gidilecek çok uzun bir yol olduğunu söylüyorlar.
Dün gittiğim bir görüşmeden çok fazla karar alarak ayrıldım. Türkiye’nin önde gelen Alman firmalarından bir tanesinin yönetiminde bulunan saygı değer bir kişi, bana tam anlamıyla güzel bir yol gösterdi diyebilirim. Yurt dışına çıkmanın bir insanın gelişimine ne kadar büyük katkı yaptığını anlattıktan sonra, eğer başarabilirsem yurt dışına gitmemi ve dilimi geliştirmemi söyledi. Ben de bu sözler üzerine Almanya’daki dil okullarını araştırmaya başladım. Diğerlerine göre uygun fiyatlı olduğunu gördüğüm bir kursa da mail attım. Oradan gelecek cevaba göre eğitimime ülke dışında devam etmeyi düşünüyorum.
Eğer bu olay istediğim gibi gitmezse geçici bir süreyle, istemeye istemeye, Mersin’e gitmek zorunda kalacağım. Ancak orada kalma sürem de çok uzun olmayacaktır. Hemen askerlik işlemlerini başlatıp askere gitmek istiyorum. Askerlikten sonra da öncelikli olarak Bursa veya İstanbul… Ben Almanya işinin olumlu olacağına inanıyorum. Şu anda her şey yolunda gidiyor. Umarım bir sorun olmaz.
Dayak-Para İlişkisi
Ne zaman polislerin uyguladığı bir orantısız güç kullanımı ortaya çıksa, her zaman bu insanların yaptıkları işin zorluğundan, aldıkları maaşın azlığından şikayet edilir. Aldıkları maaşı hemen yazalım: 9/3 seviyesindeki bir polis memurunun aldığı ortalama maaş “1988 lira”.
* * *
Bursa’nın Yıldırım ilçesinde birisi 28 diğeri 17 yaşında iki genç taşkınlık yapıyorlar. Hatta bu gençlerden büyük olanı eline satırı alıyor, çevredeki vatandaşlara ve olay yerine gelen polis memurlarına saldırıyor. Polis ise genci biber gazı kullanarak etkisiz hale getiriyor. Buraya kadar her şey olması gerektiği gibi. Ancak gençler etkisiz hale getirildikten sonra ellerine joplarını alan polislerin tamamı gençleri bayıltana kadar dövüyorlar. Bu gençlerden bir tanesi sessiz sessiz kenarda gözaltına alınmayı beklerken üstelik…
Bayılan gençlerden bir tanesi daha sonra sürüklenerek diğer arkadaşının yanına götürülüyor. Bu görüntülerin tamamı da olayın yaşandığı benzin istasyonunun güvenlik kameralarına yansıyor.
* * *
Böyle bir olayın yaşanması bize şunu gösterir: Bu durumun ekonomik sıkıntılarla, iş stresiyle bir alakasının olmadığını… Geçim derdi, sabahtan akşama kadar fabrikalarda asgari ücretle çalışıp, ev geçindirmeye çalışan insanlarda olur. Yine aynı insanlar, sağlıksız koşullarda çalıştırıldıkları için, her an iş kazasına maruz kalma ihtimallerinin olması nedeniyle strese girme hakkına sahiptirler.
* * *
Buna benzer vakaların yaşanmaması için iki çözüm yolu var:
1)Eğitim: Polislik için yetiştirilen her bireyin çeşitli testlerden geçmesi ve sadece bu mesleği yapabilecek olgunluktaki insanların bu işe alınması.
2)Caydırıcı cezalar: Böyle bir olay sonucunda bu şiddeti uygulayan insanların cezasız kalması bundan sonra meydana gelecek olayların da sebebi olacaktır. Bu yüzden şiddet uygulayan insanların ya ağır bir para cezasına çarptırılması ya da meslekten ihraçları gerekmektedir.
Deniz Kokan Şehir
Kaç gündür gündemin ilk sırasında hep şehit haberleri var. Bu yüzden sıcaktan kavrulduğumuz şu günlerde televizyonda Dünya Kupası haricinde kafamı meşgul edecek bir şeyler bulmak pek mümkün olmuyor. Bursa’da ki yaşadığım yerde, yapacak çok fazla aktivite de olmadığından zaman geçmek bilmiyor desem yeridir. Ama şimdi Mersin’de olsam mesela, hadi çıkalım da bir deniz havası alalım diyebilirdim arkadaşlarıma o güzelim sahilde. Ya da gidip nargile içebilirdik Tömbeki’de. Yapraklı koya kaçıp, arabadan iner inmez denize atlayabilirdik.
Ne kadar güzel bir şehir olsa da, Mersin benim gözümde bitik artık. Kendime dair bir şeyler bulmak zor geliyor artık oralarda. Şehir beni kendisinden soğutacak çok fazla şey yaşattı bana. Üniversite hayatım boyunca hep orayı özledim ve Bursa’ya şans vermedim. O yüzden Bursa’da çok fazla bir şey yaşayamamışım gibi geliyor. Artık hayatım boyunca Mersin’e uzak kalmak, oralar aklıma gelince de iç çekip yoluma devam etmek istiyorum.
Demokrasiyi Kovalarken
Öyle sanıyorum ki ağızlara demokrasi kadar sakız olup da bu kadar yanlış anlaşılan başka bir kavram yoktur literatürde.
Şöyle bir örnek vermek istiyorum. Evimin hemen karşısında bir amfi var. Üniversite öğrencilerinin bir araya gelmesi için tasarlanan bu amfide her gün sabahlara kadar curcuna oluyor desem yeridir.
Bu gece saat 02.30 civarında amfide bir grup eğleniyorken, polis kendilerini uyarmak amacıyla yanlarına geldi. Polis henüz konuşmaya başlamıştı ki oturanların arasından içkili bir tanesi kalkıp polise “Bu ülkede demokrasi var, biz Irak’ta mı yaşıyoruz, İran’da mı yaşıyoruz?” diye bağırmaya başladı. Laf açılmışken gecenin bu vaktinde bu kadar iyi niyetli konuşan bir polise denk gelmesini tamamen çocuğun kendi şansı olarak yorumluyorum.
Neyse asıl konu şu: Bu çocuk kendi açıkladığına göre üniversiteden bu sene mezun oluyor. Yani topluma karışmasına ramak kalmış. Ancak demokrasinin benim gece 2.30′da ki uykumu garanti etmesi gerektiğini bilmiyor. Yani demokrasi denilen kavram güçlüyle güçsüz, haklıyla haksız arasındaki dengeyi sağlamak için vardır.
Bu arkadaşımız üniversiteden mezun oluyor. İşe başladığında demokrasi anlayışı hala bu olursa onunla çalışacak onca insanın vay haline…
* * *
Şu sıralar tartışılan bir konu var: Demokratik açılım bitmiş midir? Sanıyorum bunun cevabı tartışılamayacak kadar net. Ancak ben bitişin sebebini sadece Güneydoğu’dan gelen şehit haberlerine bağlamayacağım.
Kürt sorunu Lozan’da halledilemeyen 4 meseleden bir tanesiydi. Hükümet cesurca bir adımla bu konunun üzerine gideceğini açıkladı. Ancak bu işe başlarken gösterdiği kararlılığı daha sonra devam ettiremedi. Açılım Türk ve Kürt halkları arasında gittikçe genişleyen bir ırmak yarattı. Karşıya yüzmek ne yazık ki artık daha da zor. Zaten yüzmek için çaba gösteren insan sayısı da bir elin parmakları kadar. Umutsuz olmakla birlikte bekleyip görme taraftarıyım.
* * *
Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanlığı’na aday olduğunda çok umutluydum. Hala da umudumu koruyorum. Ancak kendisinin söylemleri nedense bana Baykal’ı fena halde hatırlatıyor. Evet Baykal’dan derin konuşuyor. Erdoğan’ı fena halde köşeye sıkıştırabiliyor. Ancak CHP’nin şu ana kadar ki mevcut söylemlerinde fazla bir değişme olmadı. Mesela Kürt sorununa bakışında herhangi bir yol haritası açıklamadı. Bu sorunun kaynağını oradaki ekonomik gelişmişsizliğe bağlaması ise artık çok eskilerde kalan bir söylemden ibaret. Ben Kılıçdaroğlu’nun, bu işi yavaş yavaş götüreceğini düşünüyorum. Aksi taktirde zaten CHP’nin sonu yine hüsran olacaktır.
Bitişe Gelirken
Bir aya yakın bir süredir yazma girişiminde bulunmadım. Hayatımın en kötü dönemlerinden birisini yaşarken yazmak çok da saçma geliyordu açıkçası.
* * *
4 senedir okuduğum okula şöyle bir dönüp bakınca bana insan anlamında pek bir şey katmadığını görüyorum. Her tarafımda çıkarlarına dokununca çocuk gibi kenara çekilen arkadaşlar vardı üniversitede. İnsan üniversiteye başladığında olgun insanlar bekliyor karşısında: Güldüğünde gülecek, ciddileştiğinde ciddileşecek insanlar… Ama göremedim maalesef! En olgunu bile aradaki dengeyi sağlamada sıkıntı yaşıyor.
İnsanlarda inanılmaz yüksek bir ego var. Kendilerini eleştirmenize izin vermiyorlar. Ama size karşı her türlü eleştiriyi dile getirebileceklerini düşünüyorlar. Bunun şöyle bir sebebi olabileceğini düşünüyorum: Üniversite kazanıldığında insanlarda sınıf atladıklarına dair bir his uyanıyor. Yani ne oldum delisi oluyorlar.
Bir de dedikodu konusu var. Ne kadar sizden nefret etse de yüzünüze gülen insanlar var. Yüzünüze gülüp arkanızdan kuyu kazıyorlar ve o kazdıkları kuyuya sizi atabileceklerini düşünüyorlar.
Üniversiteye gelecek arkadaşlarıma şunu söylemek istiyorum. Sevgiliniz dahil, kimseye tam anlamıyla güvenmeyin. Buradan mezun olurken sadece kendiniz olmanız sizin için yeterli olsun.
* * *
Feridun Düzağaç’ın yeni albümünü dinleme fırsatınız olmadıysa kendinize hemen bir fırsat yaratın ve şarkıları dinleyin. Özellikle önerdiğim şarkılar:
Rüya
Bir Varmış Bir Yokmuş
Sensiz
Neden
Şenlikler bittikten sonra büyük bir boşluğa düşeceğimin farkındaydım. Nitekim öyle de oldu. Düşünecek vaktim olmaya başladı. Benim düşünecek vakit bulmam demek sorgulamaların artması anlamına geldiği için çok da hoşuma giden bir süreç yaşıyorum denemez.
********** **********
Trabzon’da okuyan çok yakın arkadaşlarımdan birisi üniversiteye gidişinin ilk yılında güzel bir kızla tanışıyor ve aşık oluyor. Kızdan da karşılık görünce ilişki başlıyor. Ta ki dördüncü sınıfın ilk döneminin sonlarına kadar… Daha sonra kız herhangi bir sebep göstermeksizin çocuktan ayrılıyor. Arkadaşımın durumunu anlayabiliyorsunuz değil mi? Evet çıldırıyor bu ayrılık kararını duyunca. Tek bir sebep yeter bana diyor. Ama sebep yok…
Diyorum ki ne yaptın bu kıza? Ve anlatmaya başlıyor sevgilisine yaptığı sürprizleri, jestleri… O anlatırken ben duygulanıyorum. Konuşayım onunla diyorum. Gerek yok diyor. Bundan sonra ne söylesen boş…
Dün kendisinin doğum gününü kutlamak için görüştüğümde soruyorum kendisine: Var mı herhangi bir umut ışığı yeniden başlamanız için? Önce bir iç çekiyor, sonra da gülüyor: Onun artık yeni bir sevgilisi var. El ele ortalıklarda dolaşıyorlar, duymadın mı diyor. Başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor.
********** **********
Aslında bu tip bir ilişki daha hatırlıyorum ben: Üniversiteye ilk geldiğim sene bir çift dikkatimi çekmişti. Hani birbirini tamamlayan insanlar olur ya, aynen öylelerdi. Onlar da üniversiteye geldikleri ilk yıl tanışıp sevgili olmuşlar. Üniversiteden mezun olurlarken de mezuniyet balosunda el ele fotoğraflarını gördüğümde, işte ideal çift demiştim kendileri için. Üniversite bittikten 1 yıl sonra ayrıldıklarını haber aldığımda şaşkınlıktan dilimi yutacaktım. Şimdi ikisinin de ayrı bir hayatı var.
********** **********
Etrafımdaki çiftleri gördüğümde nedense o eski güzel şeyler canlanmıyor artık gözümde. Çünkü ne yaşanıyorsa hepsi sahte. Etrafta güvenilecek insan sayısı az sevgili dostlarım. Herkes için en iyisi önüne bakmak olmalı. Geçmişte yaşamak üzülmekten başka bir işe yaramıyor.




