Kategori arşivi: Masaüstü Seyirleri

Babaya Elveda ( Masaüstü Seyirleri)

Bazen ölüm bir çocuğu uykusundan uyandıran kötü bir kabus gibi üstünüze çöktüğünde anlarsınız hayatın sırat köprrüsü gibi kıldan ince kılıçtan kesin olduğunu.

Çok küçük sayılmazdım; on üçüncü doğum günümden bir hafta önce, Mersin’in cehennem sıcaklarının etkisiyle insanı uykusunda terleten o gecenin sabahında, bir ağlama sesiyle uyandım önce. Yatak odasının kapısını açtım usulca. Sonra hayatım boyunca korktuğum ölümün korkusuyla yüzleştim.

Annem yatağın başında babamın yüzü bembeyaz kesilmiş cenazesine yaklaşmaktan korkarak, ama aynı zamanda 18 yıllık kocasını son kez gördüğünün bilinciyle yatağa mesafesini koruyarak ağlıyordu.

Korkarak içeriye girdim. Annemin korkaklığını ve acısını paylaşarak yatağa doğru yanaştım. Babama pek bakamadım belki de hep hatırladığım gibi kalsın diye.  Annemi çektim kendime doğru, bana sarıldığı anda büyük bir gürültüyle ağlamaya başladı…

Bir süre sonra ev olması gerektiği hale gelmiş, tam bir cenaze evine dönüşmüştü. Komşuların eşleri gelip yatak odasına girmiş, ellerindeki iplerle birşeyler yapıp babamın üzerini örtmüşlerdi. Evin kapısı açık olduğundan içeriye sürekli insanlar girip çıkıyor, ben çoğunun kim olduğunu bilmediğim bu insanların annemle birlikte ağlamalarını izliyordum. Aradan ne kadar vakit geçti bilimiyorum. Hep televizyonlarda gördüğüm siyah renkli bir cenaze arabası eve yanaştı, içinden koca bir tabut çıkarıp içeriye girdiler. Yatak odasına girip babamı özenle tabuta yerleştirdiler. Ağabeyler ve amcalar tabutu kaldırıp onu evden çıkardılar. Cenaze arabasının alt tarafında, içinin ayrıntılarını sadece ölü bedenlerin görebildiği bir bölmeye yerleştirip kapağı kapattılar.

***

Hayatta en çok korktuğum şeylerden birisiydi aslında babamı kaybetme fikri. Nedendir bilinmez ben annemi hiç ölmüş olarak hayal etmedim. Bazı geceler rüyamda babamın öldüğünü görür, yavaşça yatağımdan doğrulup yatak odasına süzülür babamın nefes alıp almadığını kontrol ederdim. Nefes aldığını anladığımda midemdeki, korkudan oluşan, adrenalin patlamasının yarattığı etki kaybolur, altıma işeyecekmişim gibi hissederdim. Babamın nefes aldığını iyice idrak ettiğimde yataklarında, onca yılın ardında birbirlerine olan aşklarını yitirmemiş olduklarını düşündüğüm anne ve babamın mutlu bir şekilde uyuduklarını anladığımda mutlu olur, ayak parmaklarımın ucuna basarak tekrar yatağıma döner, kabusun bir daha gelmesini engellemek için ışığı açık bırakırdım. Bazı geceler ise yataktan kalmaya korktuğumda üzerime yorganı çeker, sanki yan odada bir ceset varmış gibi huzursuzca uyumaya çalışırdım. Sabah uyanır uyanmaz yine korkuyla yatak odasına gider, annemin yanını boş görünce sevinir, işe giden babamın boşluğunu doldurmak için annemin yanına yatardım. Bazen de sabaha kadar beklememe gerek kalmaz, havanın gece kalmak ile sabah olmak arasında karar veremediği o vakitlerde babam odaya girer, beni uyandırmamaya dikkat ederek yanağımdan öperdi. Yarı uyanık babamı karşımda gören ben önce yorganın üzerimden kalkmasıyla ve serin havanın yüzüme vurmasıyla rahatlayarak temiz havayı içime çeker, ardından gece alamadığım uykumu devam ettirmeye çalışırdım.

Bazı sabahlar annem televizyona bakarken geceleri korkup korkmadığımı sorardı. Ona asla babamın ölmesinden korktuğumu söylemedim ama her anne gibi o da anlardı oğlunun korktuğu birşeyler olduğunu.
-Korkma oğlum. Korkacak ne var ki? Aynı evin içindeyiz. Ben varım, baban var! diyerek beni sinirlendirir, benim televizyonun sesini açmamdan kızdığımı anlayınca mutfağa gidip atıştıracak birşeyler haırlardı.

Akşam işten çıkar çıkmaz evine koşan babamın elinde, büyük ihtimalle köşedeki bakkaldan alınmış, koca bir tablet çikolata ya da muhtemelen yolunun üstündeki herhangi bir manavdan alınmış bir kilo chiquita muz olurdu. Evde böyle şeylere benden başka kimse tamah etmediği için gözüm doyana kadar yerdim getirdiklerini. Bazen yemekten önce alınan abur cuburları yediğimi gören annem bağırır, içeriden bağrıştığımızı duyan babam gelir, kavga eden iki arkadaşını ayırıyormuş gibi aramıza girerdi. Anneme göz kırptığını görürdüm. Annem mutfağa gider ve benle yetişki bir adamla konuşurmuş gibi konuşmaya başlar yemekten önce midemi doldurmamam gerektiğini tembihlerdi. Yemek hazırlanana kadar televizyona bakar, annemin sofrabezini yere serdiğini görür görmez ona yardıma gider, koca siniyi her zaman sofraya o getirirdi. Yemekten sonra yaktığı sigarasını derin derin içine çekerek pencereden dışarı üflerken, belki de yıllar sonra uykusunda yakalanacağı kalp krizine doğru adım attığını bilmezdi.