Öyle sanıyorum ki ağızlara demokrasi kadar sakız olup da bu kadar yanlış anlaşılan başka bir kavram yoktur literatürde.

Şöyle bir örnek vermek istiyorum. Evimin hemen karşısında bir amfi var. Üniversite öğrencilerinin bir araya gelmesi için tasarlanan bu amfide her gün sabahlara kadar curcuna oluyor desem yeridir.

Bu gece saat 02.30 civarında amfide bir grup eğleniyorken, polis kendilerini uyarmak amacıyla yanlarına geldi. Polis henüz konuşmaya başlamıştı ki oturanların arasından içkili bir tanesi kalkıp polise “Bu ülkede demokrasi var, biz Irak’ta mı yaşıyoruz, İran’da mı yaşıyoruz?” diye bağırmaya başladı. Laf açılmışken gecenin bu vaktinde bu kadar iyi niyetli konuşan bir polise denk gelmesini tamamen çocuğun kendi şansı olarak yorumluyorum.

Neyse asıl konu şu: Bu çocuk kendi açıkladığına göre üniversiteden bu sene mezun oluyor. Yani topluma karışmasına ramak kalmış. Ancak demokrasinin benim gece 2.30′da ki uykumu garanti etmesi gerektiğini bilmiyor. Yani demokrasi denilen kavram güçlüyle güçsüz, haklıyla haksız arasındaki dengeyi sağlamak için vardır.

Bu arkadaşımız üniversiteden mezun oluyor. İşe başladığında demokrasi anlayışı hala bu olursa onunla çalışacak onca insanın vay haline…

*       *       *

Şu sıralar tartışılan bir konu var: Demokratik açılım bitmiş midir? Sanıyorum bunun cevabı tartışılamayacak kadar net. Ancak ben bitişin sebebini sadece Güneydoğu’dan gelen şehit haberlerine bağlamayacağım.

Kürt sorunu Lozan’da halledilemeyen 4 meseleden bir tanesiydi. Hükümet cesurca bir adımla bu konunun üzerine gideceğini açıkladı. Ancak bu işe başlarken gösterdiği kararlılığı daha sonra devam ettiremedi. Açılım Türk ve Kürt halkları arasında gittikçe genişleyen bir ırmak yarattı. Karşıya yüzmek ne yazık ki artık daha da zor. Zaten yüzmek için çaba gösteren insan sayısı da bir elin parmakları kadar. Umutsuz olmakla birlikte bekleyip görme taraftarıyım.

*       *       *

Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanlığı’na aday olduğunda çok umutluydum. Hala da umudumu koruyorum. Ancak kendisinin söylemleri nedense bana Baykal’ı fena halde hatırlatıyor. Evet Baykal’dan derin konuşuyor. Erdoğan’ı fena halde köşeye sıkıştırabiliyor. Ancak CHP’nin şu ana kadar ki mevcut söylemlerinde fazla bir değişme olmadı. Mesela Kürt sorununa bakışında herhangi bir yol haritası açıklamadı. Bu sorunun kaynağını oradaki ekonomik gelişmişsizliğe bağlaması ise artık çok eskilerde kalan bir söylemden ibaret. Ben Kılıçdaroğlu’nun, bu işi yavaş yavaş götüreceğini düşünüyorum. Aksi taktirde zaten CHP’nin sonu yine hüsran olacaktır.