Tarık Bal Yazıyorum

12Şub/102

Küçük Meyhane

Meyhanenin kapısını açıp içeriye girdim ve en dipteki masaya oturdum. Üzerindeki beyaz önlüğüyle , uğraştığı o kadar çakırkeyfe rağmen güleryüzlü  olan bir amca hemen geldi yanıma:

-Delikanlı ne ister acaba?

Daha önce böyle yerlere pek gelmemiş birisi olan ben, meyhanede de ne içileceğini bilmiyordum.

-Bilmem ki amca, daha önce hiç meyhaneye gelmemiştim. Bira alayım olur mu?

Yan masadaki gruptan, takım elbisesi gıcır gıcır ,otuzlu yaşlarının sonunda olduğunu tahmin ettiğim bir beyefendi, ağzından gelen anason kokusuna aldırmadan amcayla konuşmamızın içine daldı.

-Genç adam, sen daha önce böyle yerlere gelmediğini söylüyorsun. Buraya gelip bira içmek de olmaz, tek oturmak da... Buyur gel masamıza beraber rakı içelim.

Bunun ne anlama geldiğini bilen bir insan değildim. Benim yaşadığım şehirdeki apartmanda, komşular birbirine selam dahi vermezken,hiç tanımadığım bir adam beni masalarına buyur ediyordu. Kibarca teklifini geri çevirecekken, benden sipariş almak için bekleyen yaşlı amca sessizce; gruptaki insanların güvenilir ve elit  insanlar olduğunu; masaya geçersem içtiğim içkiden daha bir keyif alacağımı anlattı.

Çekine çekine geçtim yandaki masaya. Tam üç saat hiç tanımadığım insanlarla konuşacak o kadar şey bulmak, masadan kalkarken de gitmeme üzülmelerini görmek hala şaşırtır beni.

Bir şey daha anladım: O küçük meyhaneyi o kadar şirin ve sempatik yapan şey içtiğim rakıydı. Ve kesinlikle tek başına içilecek bir içki değildi...

0