Etiket arşivi: Mersin

Gezi Parkı Mersin Dayanışması

Mersin halkı olaylar başladığından beri her gün akşam saat 18.00’de Adnan Menderes Bulvarı üzerindeki Barış Meydanında bir araya geliyor. İlk gün katılımın düşük olduğu alanda ikinci ve üçüncü günler gerçekten bayram havasında geçti. Polisin hiçbir müdahalede bulunmadığını da düşünürsek gerçekten ülke çapındaki sorunun aslında nereden kaynaklandığını da rahatça tahlil edebiliriz herhalde. Mersinde neler olup bittiğini şöyle bir özetlemek isterim:

Gezi Parkı Direnişinin ilk günü Mersin Halkı sosyal medya üzerinden örgütlenerek Barış Meydanı’nda toplandı. Herhangi bir sorun çıkmadı herhangi bir polis müdahalesi olmadı. Gençler şarkı söyleyerek eğlendiler. İkinci gün halkınForum Alışveriş Merkezi önünde toplanmasınının ardından Barış Meydanı’na gruplar halinde yüründü. Burada konuşmalar yapıldı. Chp durumu biraz sahiplenmek istese de buna izin verilmedi. Daha sonra Adnan Menderes Bulvarı üzerinde toplanan halk buradan geçen arabaların da eşlik etmesiyle eğlenmeye başladı. Zaman zaman tatsız olabilecek eylemler gezi parkı hareketinin özünü anlamış duyarlı vatandaşlar tarafından engellendi. Akşam saat 21.00 e gelirken bir grubun, o sırada türkçe olimpiyatları düzenlenmekte olan Marina Alışveriş Merkezi’ne yürümek istemesiyle polisin müdahalesi geldi. Ancak burada polisi olayların çok büyümesini engellemeye çalışmasından dolayı önce övmemiz gerekiyor. Zira çok uyarı yaptılar. Tam o uyarılar etkisini göstermeye başlamıştı ki ara sokaklardan çıkan iki toma aracı tekrar insanlara su sıkınca bu sefer aralarında barlardaki insanların da olduğu bir grup da tepkiye katıldı ve polis geri çekilmek zorunda kaldı. Bu saatten sonra yolu çöp konteynerleri ile kapatan grup birinci çevre yoluna çıkıp trafiği kapattı. Yaklaşık 1 saat sonra polis buraya da müdahale etti. Olaylar sabah 4’e kadar sürdü ve otuzun üzerinde gözaltı ile sonlandı.

Desteğin 3. günü de aynı ikinci gün gibi renkli görüntülere sahne oldu. Toplanan kalabalık şarkılar söyleyip eğlenirken polis yine olaylara uzak kaldı. Hatta şöyle söyleyebilirim ki alanda ve çevresinde hiç üniformalı polis görmedim. Ancak akşam hava karardıktan sonra yine provokatörler sahne aldı ve kamu mallarına zarar vermeye başladılar. Polis yine ortalarda yoktu ve herhangi bir müdahalede bulunmadı. Ancak grup polisi üzerine çekmeye kararlıydı ve etrafa saldırılar düzenleyerek foruma doğru yürüyüşe geçti. Bu sırada 2 tane akrep ismi verilen polis aracının kalabalığa yaklaşması insanları geri Barış Meydanı’na çekilmeye itti. Bu saatten sonra yine herhangi bir polis müdahalesi olmazken duyarlı vatandaşların çok  çaba sarfettiği görüldü. Gece saat 01.00 sularında polisin müdahalesi forumun önüne tekrar çıkan kalabalığa geldi. Olaylar bir süre daha devam etti.

Not: Mersin gerçekten çok renkliydi bir kaç gündür. Tabiki bunda müdahale etmemek için kendini zorlayan polisin hakkı yenemez. Bazı zamanlarda çok gereksiz hamleler yapıp kalabalığın sinirini arttırsa da ben genel olarak Mersin Polisi’ni başarılı buluyorum. Genel olarak kalabalıklar da fazla bir tahribe meydan vermeden desteklerini verdiler. Sadece küçük bir kesim polisle çatışmak için elinden geleni yaptı. Bugün için herhangi bir eylem olup olmayacağını bilmiyorum. Bekleyip göreceğiz.

 

                   

               

Babaya Elveda ( Masaüstü Seyirleri)

Bazen ölüm bir çocuğu uykusundan uyandıran kötü bir kabus gibi üstünüze çöktüğünde anlarsınız hayatın sırat köprrüsü gibi kıldan ince kılıçtan kesin olduğunu.

Çok küçük sayılmazdım; on üçüncü doğum günümden bir hafta önce, Mersin’in cehennem sıcaklarının etkisiyle insanı uykusunda terleten o gecenin sabahında, bir ağlama sesiyle uyandım önce. Yatak odasının kapısını açtım usulca. Sonra hayatım boyunca korktuğum ölümün korkusuyla yüzleştim.

Annem yatağın başında babamın yüzü bembeyaz kesilmiş cenazesine yaklaşmaktan korkarak, ama aynı zamanda 18 yıllık kocasını son kez gördüğünün bilinciyle yatağa mesafesini koruyarak ağlıyordu.

Korkarak içeriye girdim. Annemin korkaklığını ve acısını paylaşarak yatağa doğru yanaştım. Babama pek bakamadım belki de hep hatırladığım gibi kalsın diye.  Annemi çektim kendime doğru, bana sarıldığı anda büyük bir gürültüyle ağlamaya başladı…

Bir süre sonra ev olması gerektiği hale gelmiş, tam bir cenaze evine dönüşmüştü. Komşuların eşleri gelip yatak odasına girmiş, ellerindeki iplerle birşeyler yapıp babamın üzerini örtmüşlerdi. Evin kapısı açık olduğundan içeriye sürekli insanlar girip çıkıyor, ben çoğunun kim olduğunu bilmediğim bu insanların annemle birlikte ağlamalarını izliyordum. Aradan ne kadar vakit geçti bilimiyorum. Hep televizyonlarda gördüğüm siyah renkli bir cenaze arabası eve yanaştı, içinden koca bir tabut çıkarıp içeriye girdiler. Yatak odasına girip babamı özenle tabuta yerleştirdiler. Ağabeyler ve amcalar tabutu kaldırıp onu evden çıkardılar. Cenaze arabasının alt tarafında, içinin ayrıntılarını sadece ölü bedenlerin görebildiği bir bölmeye yerleştirip kapağı kapattılar.

***

Hayatta en çok korktuğum şeylerden birisiydi aslında babamı kaybetme fikri. Nedendir bilinmez ben annemi hiç ölmüş olarak hayal etmedim. Bazı geceler rüyamda babamın öldüğünü görür, yavaşça yatağımdan doğrulup yatak odasına süzülür babamın nefes alıp almadığını kontrol ederdim. Nefes aldığını anladığımda midemdeki, korkudan oluşan, adrenalin patlamasının yarattığı etki kaybolur, altıma işeyecekmişim gibi hissederdim. Babamın nefes aldığını iyice idrak ettiğimde yataklarında, onca yılın ardında birbirlerine olan aşklarını yitirmemiş olduklarını düşündüğüm anne ve babamın mutlu bir şekilde uyuduklarını anladığımda mutlu olur, ayak parmaklarımın ucuna basarak tekrar yatağıma döner, kabusun bir daha gelmesini engellemek için ışığı açık bırakırdım. Bazı geceler ise yataktan kalmaya korktuğumda üzerime yorganı çeker, sanki yan odada bir ceset varmış gibi huzursuzca uyumaya çalışırdım. Sabah uyanır uyanmaz yine korkuyla yatak odasına gider, annemin yanını boş görünce sevinir, işe giden babamın boşluğunu doldurmak için annemin yanına yatardım. Bazen de sabaha kadar beklememe gerek kalmaz, havanın gece kalmak ile sabah olmak arasında karar veremediği o vakitlerde babam odaya girer, beni uyandırmamaya dikkat ederek yanağımdan öperdi. Yarı uyanık babamı karşımda gören ben önce yorganın üzerimden kalkmasıyla ve serin havanın yüzüme vurmasıyla rahatlayarak temiz havayı içime çeker, ardından gece alamadığım uykumu devam ettirmeye çalışırdım.

Bazı sabahlar annem televizyona bakarken geceleri korkup korkmadığımı sorardı. Ona asla babamın ölmesinden korktuğumu söylemedim ama her anne gibi o da anlardı oğlunun korktuğu birşeyler olduğunu.
-Korkma oğlum. Korkacak ne var ki? Aynı evin içindeyiz. Ben varım, baban var! diyerek beni sinirlendirir, benim televizyonun sesini açmamdan kızdığımı anlayınca mutfağa gidip atıştıracak birşeyler haırlardı.

Akşam işten çıkar çıkmaz evine koşan babamın elinde, büyük ihtimalle köşedeki bakkaldan alınmış, koca bir tablet çikolata ya da muhtemelen yolunun üstündeki herhangi bir manavdan alınmış bir kilo chiquita muz olurdu. Evde böyle şeylere benden başka kimse tamah etmediği için gözüm doyana kadar yerdim getirdiklerini. Bazen yemekten önce alınan abur cuburları yediğimi gören annem bağırır, içeriden bağrıştığımızı duyan babam gelir, kavga eden iki arkadaşını ayırıyormuş gibi aramıza girerdi. Anneme göz kırptığını görürdüm. Annem mutfağa gider ve benle yetişki bir adamla konuşurmuş gibi konuşmaya başlar yemekten önce midemi doldurmamam gerektiğini tembihlerdi. Yemek hazırlanana kadar televizyona bakar, annemin sofrabezini yere serdiğini görür görmez ona yardıma gider, koca siniyi her zaman sofraya o getirirdi. Yemekten sonra yaktığı sigarasını derin derin içine çekerek pencereden dışarı üflerken, belki de yıllar sonra uykusunda yakalanacağı kalp krizine doğru adım attığını bilmezdi.

Bir Temmuz Akşamı

Yazı yazmaya başlarken çok büyük hayallerle yola çıktım. Kafamda bir sıralama vardı: Önce aklımdaki şeyleri yazıya geçirmeyi öğrenecektim, ardından kendime has bir üslup oluşturup yazdıklarımı ülkeyle ve hatta dünyayla paylaşacaktım. Hayallerin gerçekleşmesi zaman alır. Bekleyip görmek lazım.

*       *       *

Bu ülkenin önde gelen gazetelerinde yazan o kadar basit insanlar var ki, bazen yazdıklarımla gurur duymaya hakkım olduğuna inanıyorum. İşte o yazar ve yazılardan bir tanesi:

Acun Ilıca‘nın Survivor yarışmasının ünlü tipleri Hakan, Gizem, Kemal, Oğuzhan, Emin, Aydın, Ertan, İhsan, Seda, Başak diğerlerinin yaklaşık 5 aydır Panama‘da bir adada yaşadıklarını, birbirlerini elemek  ortaya koydukları entrikaları, yüze gülüp, arkadan konuşmalarını artık hepiniz kanıksadınız..

Bu yarışmayı izlerken kiminiz sinirleniyor, kiminiz gülüyor, kiminiz ağlıyor..

Sonuçta bu  yarışma..

Yarışmanın formatı da bu..

Birileri kalacak, birileri gidecek..

Hiç üşenmedim, Acun Ilıcalı’ya mail attım ve bu kavgaların, bu entrikaların, bu arkadan konuşmaların neden olduğunu ortaya çıkardım..

tüm bu olayların açıklaması;

Geçen hafta elenen Hakan; Galatasaraylı..

Ondan önceki hafta elenen Hakan’ın sevgilisi; Galatasaraylı..

Hakan’ı elemek için binbir türlü entrikanın içine giren Oğuzhan, Kemal, Emin Galatasaraylı..

Aydın, İhsan ve Başak; Beşiktaşlı..

Ertan: Bursasporlu..

Hangi gruptan olduğu belli olmayan Seda da; Beşiktaşlı..

Peki çok daha önce çeşitli entrikalarla elenen Furkan, Tuğçe ve Hicran hangi takımın taraftarı;

Fenerbahçe..

Adada şu an kimler kaldı?.

Galatasarayılılar.. Beşiktaşlılar. Bir de Bursalı..

Ben daha bunun üzerine bir şey yazmayayım..

Yorum sizin..*

Ben bu yazıya yapacak bir yorum bulamadım. Takdiri size bırakıyorum.

*       *       *

Şimdi şu saatlerde Mersin geliyor insanın aklına: Sahilde sürüsüne bereket insanlar… Meydanlarda top oynayan gençler… El ele tutuşan, kimse görmesin diye gizleden gizliye birbirlerinin yanağını öpermiş gibi yapıp,hafiften dudaklarını birleştiren sevgililer… Sahilin bütün o tiki havasına baş kaldırırcasına atletle gezinen amcalar… Arabada kaynamış mısır satan seyyar satıcılar… Elinde kağıt helva arasına konulmuş maraş dondurmasıyla, salıncakta sallanmaya çalışan küçük çocuklar… Eve götürüp yiyemeyeceğini bildiği halde saatlerdir balık tutan yaşlı amcalar… Çay bahçelerinden yükselen okey sesleri… Barlardan gelen kulak tırmalayıcı müzikler… Barın önünde hem kendini gizlemeyi hem de alıcı aramayı başaran uyuşturucu satıcıları… Az ileride müşterisiyle sıkı sıkıya pazarlık eden hayat kadınları… Şehrin sokaklarında kendisini güvende hissetmeden, acaba köşeden birisi çıkar mı korkusuyla, hızlı hızlı yürüyen gece bekçileri… Müslüman, Hristiyan, Musevi, Budist, Şeytana tapan diye ayrılmadan mezarlıklarda koyun koyuna yatan ölüleri… Nefret etmek için koca bir sebebim olsa da özlenecek bir şehirmiş Mersin.

*Aranızda merak edenler olacaktır. Yukarıda yazıyı yazan kişi Meriç Tunca. Türkiye’de 52 yıllık geçmişe sahip bir gazetede spor yazarlığı yapıyor.

Konuş Doya Doya

Avea’nın popüler reklamı hepimizin bildiği gibi:Avea,konuş sen de doya doya.Ancak dün öğleden sonra tüm Mersin şehri genelinde avea hatlarına sahip olanlar doya doya konuşmak bir yana yapmaları gereken  acil görüşmeleri bile yapamadılar.İnsanlar ellerinde cep telefonları bir o yana bir bu yana koşturup hatlarının çalışmasını beklediler.Ama nafile…Bayiler  bizlere bu durumu,şehir genelinde çalışma yapılıyor şeklinde açıkladılar vaklaşık 2 saatlik bir kesintinin ardından sistem eski hızında olmasa da çalışmaya başladı.

Cep telefonlarını,artık olmazsa olmazımız olarak gördüğümüz zamanımızda,2 saatlik kesintinin ne demek olduğunu siz düşünün.Cep telefonu firmalarının bu tip çalışmaları insanların en yoğun oldukları  zamanda değil de.Gece ve sabaha karşı yapmaları eminiz ki insanlar için daha büyük bir rahatlık sağlayacaktır.

Burs Sorunsalı

Bilindiği gibi Kasım ayında Belediyelerin burs verebilmesini öngeren 5102 sayılı yasa CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne başvurması sonucu iptal edilmişti.Ancak CHP’ nin yaptığı açıklamada bu yasanın iptalinin,bursların verilmesine engel olmadığı belirtilmiş;CHP’li belediyeler de burs vermeye devam etmişlerdi.

Buraya kadar her şey normal görünüyor.Ancak 29 Mart seçimlerini takip eden Nisan ayında Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin yatırması gereken burslar hesaplara yatmadı.Hesaplara yatmayan bu burslar için öne sürülen  gerekçe Anayasa Mahkemesi’nin 5102 sayılı yasa için,kesin kararı olarak gösterildi.

Şimdi sormak gerekiyor Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Macit Özcan’a:Bu bursların verilmesi madem yasalarla engellenmişti,neden burslar nisan ayına kadar yatmaya devam etti? Eğer herhangi bir yasak yoktuysa neden daha nisan ayında burslar kesildi.Öğrencileri de mi seçime malzeme ettiniz sayın Özcan?Aklınızda olsun,Üniversite de okuyan gençlerin büyük bir çoğunluğu koyun olmaktan çıktı.Önümüzdeki seçimlerde görüşmek üzere.