Posts tagged Türkiye
Siyasete Seviye Getirdik
Şub 6th
İçişleri bakanı İdris Naim Şahin böyle demeç veriyor basın mensuplarına: “Siyasete seviye getirdik.” Konuşmasında Akp’nin Türkiye siyasetine adap getirdiğini anlatan bakan hemen ardından da hükümet olarak ne yaptıklarını ve daha neler yapacaklarını sıralıyor. Buraya kadar herşey bir siyasetçinin yapacaklarıyla az çok örtüşüyor. Konuşmanın sonlarına doğru: “Var, bir takım beyinsizler var. Biz bunun cevabını siyaseten de icraat olarak da veriyoruz, vereceğiz” diyerek de birilerine gönderme yapıyor ve siyasetin ne kadar üst düzey yapılacağını bizzat anlatıyor.
Akp’nin içinde çok iyi konuşan hatipler var. Yiğidi öldüreceksin ama hakkını yemeyeceksin. Ama kabinenin en çok pot kıran, en ne söylediğini tartmadan konuşan bakanına böyle açıklamalar yaptırmak en basit haliyle komiklik oluyor.
Hangi Türkiye
Şub 5th
Türkiye’deki insanlar bir masal dünyasının içerisinde yaşadıklarının farkında olmadan, her seferinde kendilerinden cevap beklenen anket sorularına “Hamdolsun hayatımızdan memnunuz.” yanıtını veriyorlar. Şöyle bir düşününce kendilerini anlamak o kadar zor da olmasa gerek. Eğer eleştirmiyorsa, sessiz kalıp sadece oy veriyorsa, akşam evine gidip yemek yiyip, karnını da az buçuk doyurduktan sonra yemeğin üzerine içtiği çayın keyfine varıp ardından da karısıyla oynaşıyorsa Türkiye insanı mutlu demektir. Hayatı boyunca kendisine sosyal hak sunulmayan, sunulsa bile sosyal hakkın bir devlet gereği değilde kendisine yapılan bir iyilik olduğunu düşünmeye programlanmış insanların hayatlarından memnun olmaması için hiçbir sebep yok.
Şimdi diyeceksiniz ki ya ekonomik veriler ya da uluslararası araştırmalar? Önce ekonomik verilerden başlayalım. Dışarıdan şöyle bir gözlem yapan herkes ekonominin ne kadar zayıf olduğunu görecektir. Tamamen dış yatırımlara dayalı projeler geliştiren hükümetin acaba dış yatırımların kaçması halinde elinde bulunan “Dindar nesiller yetiştireceğiz” projesinden başka bir planı var mı? İç kaynakları kullanma yoluna hala gidilmemişken, tamamen dışa bağlı bir ekonomi ne kadar sağlam temeller üzerine oturabilir. Dış politikaya gelince orada gerçekten bir duruş var. Ama arkasında kimin desteği olduğu belirsiz. Diyeceksiniz ki arkasında desteğe mi ihtiyacı var? Evet kesinlikle desteğe ihtiyacı var. Hugo Chavez petrollerine güvenirken, Ahmedinecad nükleer silahlarına güvenirken Türkiye neye güveniyor? 75 milyonluk popülasyonuna ve 45 milyonluk genç insanına mı? Yüzde 21.3 ü işsiz olan gençler acaba hangi çabayla dünyaya karşı koymaya hazırlanıyor. Ekonomi büyüyor açıklamaları da başka bir gaz verici unsur olsa gerek. Acaba büyük şirketlerin kazandığı başarılar mikro düzeydeki insanları ne kadar etkiliyor. Yani diyorum ki A firmasının kazancını arttırması sokaktaki her hangi bir Z insanının cebindeki paraya nasıl bir etki yapabilir. Kazananlar her zaman olduğu gibi patronlar oluyor sizin anlayacağınız. Sonra dünyadaki en büyük büyüme oranlarını yakalamışsız. Onu da şöyle açıklayabilir miyiz acaba: 300 milyar TL olduğunu varsaydığımız Türkiye ekonomisi %8 oranında büyürse elde edilen artış rakamı 24 milyar TL. Hadi bir de Almanya’dan bakalım. 1 trilyon dolarlık Alman ekonomisi %3 büyüdüğü anda 30 milyar dolar büyüyor. Yani büyüme rakamlarının öyle abartılacak bir tarafı yok. Ki ben büyüme sırasında oluşan açıktan bahsetmiyorum bile.Karşılaştırma yaptığım ülke Almanya olmasının sebebini de açıklayayım hemen. Almanya ile nüfus bakımından neredeyse aynıyız. Modern Almanya’nın Türkiye Cumhuriyeti’nden sonra kurulduğunu söylemeye gerek bile yok sanırım.
Uluslararası koşullara gelelim hemen: Uluslararası arenada Türkiye’nin iyi gittiğini söyleyen ülkelerin başında Ortadoğu’dakiler geliyor. (Tabi Suriye ve İsrail ve İran hariç.) Londra’da tanıştığım Cezayirli, Tunuslu, Mısırlı bir çok insandan Recep Tayyip Erdoğan ismini duymak mümkün. Kendilerine neden diye sorduğumda konuşmalarını ve ne kadar büyük bir müslüman olduğunu anlatıyorlar. Sayın Başbakanımız’ın nasıl böyle bir popüleriteye ulaştığını anlamakta zorluk çekiyorum bazen. Davos konuşmalarından sonra olabilir mi? Ama bu konuşmalardan sonra İsrail’le ilişkilerde, ticari alanda ne kadar büyük değişiklikler oldu? Belki ekonomiyi siyasete kurban etmemek lazım. Ama bu kadar büyük popüleriteye ulaşmanın da belli bedelleri olması gerekiyor. Burada sadece araplarla karşılaşmıyorum tabi. Ayaküstü sohbet ettiğim Türkiye’nin onların gözünden nasıl göründüğünü merak edip sorduğum bir çok batılı insanla konuştum. Bazıları Türkiye’yi bilmiyor hala( Bu kadar popüler olunup da hala bilinmemesi şaşırtıcı, değil mi(!)) Bilenler de gayet olanların farkında. Türkiye’de yüzlerce gazetecinin içeride olduğunu biliyorlar. Yıllardır suçlu veya suçsuz olunduğunu bilinmeden, haklarında hüküm okunmamış insanların ceza evinde yattıklarından haberdarlar. İnsana bunlar söylenince hüzünleniyor ister istemez. Yani arapların gönlünü bir şekilde çalmak kolay ama batılılarına tüm alevilere ölüm diyen müslüman kardeşlerin liderini Türkiye’de sakladığını nasıl anlatacaksın. Sen batıya kendi içişlerini halletmeden mesela KCK davası yüzünden 3000 insanı cezaevinde tuttuğunu nasıl anlatacaksın? Filistin’de çocukların öldüğünden dert yanıp 19 u çocuk, 34 tane insanı kendi bombalarınla öldürdüğünü nasıl anlatacaksın? Biliyorum anlatmayacaksın. Paul Auster’e yaptığın gibi çok da umurumuzda gelme diyeceksin. Biz Türk’üz kendimize yeteriz diyeceksin.
Son bir hikaye anlatmak istiyorum: Eski Roma’da zafer kazanmış bir general sokakta insanları selamlaya çıkarmış. Hemen generalin arkasında da görevi generale birşey hatırlatmak olan bir adam yürürmüş: “Memento Mori”. Hatırla sen de öleceksin. Hemen bizden de bir söz ekleyelim: Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var…
Herkese iyi pazarlar.
Bir Garip Bakış Açısı
Ara 21st
İnsanlara dedim ki ama gencecik çocuklar ölüyor bitsin bu savaş. Bunun karşılığında dediler ki: Bir gün olur da bir yakınının, ya asker olarak ya da sivilde başına birşey gelirse o zaman görürüm ben seni. Ne diyeyim ki ben size. Zaten bir gün canlarımdan birine zarar gelmesin diye bitsin istiyorum bu savaş. Başkalarının canı yanmasın diye bitsin istiyorum bu savaş.
*********
İş milli duygulara gelince Türkiye gerçekten bütün olabilen bir ülke. Yani birbirlerine Chp’li ya da Akp’li veya alevi ya da sünni olduğu için diş bileyen iki insanı ortak bir paydada birleştirmenin kolay bir yolu var; o da ülke bölünüyor duygusunu hissettirmek ya da en azından milli hisleri okşayacak birşeyler ortaya atmak. Bunu başardığınız anda hayatın hiçbir noktasında biraraya gelmeyecek bu iki insan aynı meydanda slogan atacaktır emin olunuz. Mesela yarın sayın başbakan Fransa’ya karşı alınacak tavırları açıklayacak. Biliyorsunuz “Ermeni Kıyımı” nın reddini suç sayan bir yasa tasarısı hazırlıyor Fransızlar. Bu kararların Türkiye’nin her tarafından ortak bir tepkiyle destekleneceğine inanıyorum. Bu bütünleşmelerin faydalı olup olmadığı konusunu senelerdir örnekleriyle gördüğümüz için pek yorum yapmaya gerek yok.
Kısa Bir Aradan Sonra
Eki 20th
Bütün takip eden arkadaşlarımın haberi var mı bilmiyorum. Ancak bir kez daha bilmeyenlere bildirmek isterim ki bir yıla yakın bir süredir Londra’dayım. Eski yazılarımda yurt dışına ne kadar gitmek istediğimi belirtmiştim ve bunu gerçekleştirmenin bir anlamda mutluluğunu da yaşamıyor değilim. Hiçbir şeyden mutlu olmasam bile amacımı gerçekleştirmenin verdiği mutluluk bile yeterli. Bu söylediğimden mutsuz olduğum anlamı çıkmasın. Tam tersine Türkiye’ye uzak olmak, doğup büyüdüğün ülkeyi dışarıdan gözlemlemek bazen çok güzel geliyor. Hani Türkiye’de iken insanın hissettiği dünya sanki oranın etrafında dönüyormuş izlenimi var ya, işte onu burada hissetmek mümkün değil. Sadece Türkiye’nin etrafında değil hiç bir ülkenin etrafında dönmüyormuş. Neyse artık kapatayım bu konuyu. Yine bazı arkadaşlarım yazıyı okurken yumurtadan çıkmış kabuğunu beğenmiyor tarzında esprilere girişebilirler.
Peki bu bir yıla yakın süre sana ne kattı diye soranlar olabilir. Aslında bu biraz karışık bir soru. Mesela İngilizce’yle başlayayım. Türkiye’de Bosch’a mülakata gittiğimde insan kaynakları müdürü bana bir soru sormuştu: Burada İngilizce seviyen iyi yazıyor. Bu kadar iyi olduğunu nasıl iddia ediyorsun? Ben de kendisine okuduğum hazırlık sınıfını, yabancı dilimi sıcak tutmak için ne kadar çaba gösterdiğimi anlatmıştım. Bana söylediği sözler aynen şöyleydi: Bak Tarık; ben ingilizce konferanslar verdim ve işimin gereği bu dille çok fazla ilgiliyim. Ama hala iyi olduğumu söyleyemem. Sen beni dinle ve en azından altı aylığına İngiltere’ye git. Nasıl gidersin bilmiyorum ama ne yap ne et başar ve yurtdışına çık. O zaman ne söylemek istediğimi anlarsın. Benim yurt dışına çıkma kararımda özellikle de Birleşik Krallık’a gelmemdeki en önemli etken bu konuşmaydı. Ve bu konuşmanın üzerinden bir yıl geçtikten sonra, kendime gerekli koşulları yarattıktan sonra anladım ki o kişi sonuna kadar haklıymış. Evet insan yabancı dili konuşmayı öğreniyor. Ama iyi konuşmak gerçekten göreceli bir kavram. Asla insanın ana dili gibi olmuyor. Ama yine de İngilizce’yi artı bir değer olarak görüyorum artık.
Bunun yanında biraz da çalışma koşullarından bahsetmek gerekiyor sanırım. Burada imkanlar hem çalışıp hem okumaya az da olsa elveriyor. Bir yıla yakın bir süre iş ortamını görmek de bir artı değer olarak kabul edilebilir. İşin büyüklüğü ya da küçüklüğü çok fazla bir önem arzetmiyor tahmin edeceğiniz gibi. Artık iyice anladım ki büyük ve kurumsallaşmış firmalar haricinde üç aşağı beş yukarı bütün iş ortamları aynı: Dedikodusundan tutun, yönetim tarzına kadar hem de.
Son olarak da Londra’da olmak haneye artı değer olarak yazılacak en önemli etken diyebiliriz herhalde. Ne kadar Dünya buranın etrafında dönmüyorsa da Dünya’nın başkenti olarak görülen bu şehirde hayat hiç bitmiyor. 24 saat yaşayan bir şehir olan Londra insana her türlü şeyi öğretebilecek eşsiz bir öğretmen gibi…
Kaç Köprü Daha
Nis 30th
İstanbul’un trafik sorununu bilmeyen yoktur sanırım. Koca şehirde trafikte harcanan vakit koca insan ömrünün ne kadarına denk gelir bilinmez ama, yapılacak 3. köprü ile bu sorunun hallolamayacağı bir gerçek. Dünyanın bütün büyük şehirlerinde trafik sorununu azaltmak için topluma taşıma araçları yaygınlaştırılırken, Türkiye kendine has sorun çözme yöntemiyle bu durumu aşmaya çalışıyor: Tüp geçit projesi tamamlanmadan altı milyar dolar harcayıp üçüncü köprü yapmak…
24 Ocak:Kara Bir Gün
Oca 27th

24 Ocak, Türkiye’nin içini yakan; gidişatını değiştiren ender günlerden birisi.Bu günde meydana gelen olaylar Türkiye’de hala konuşulmaya devam eden ve çözülememiş sorunlar ortaya çıkardı.Onlardan bir kaçını şöyle özetleyelim:
24 Ocak 1980
Çok masumane bir kararla, ekonomideki tıkanıklığı gidermek amacıyla, Özal’ın hazırladığı ve 24 Ocak Kararları adıyla anılan ekonomik program… Türkiye’nin kapalı ekonomisi öyle bir açıldı ki, o gün bugündür kimse bu açığı kapatamadı.Neoliberal politakaların Türkiye’deki miladıdır.
24 Ocak 1993
Gizli servislerin terör örgütleriyle bağlantısını çözmeye çok yakın isimlerden birisiydi Uğur Mumcu… Bugün ki Ergenokanvari oluşumları o zamandan söylemeye cesaret edebilmiş usta bir kalem…Öldürülüşü bu yüzden hala şüphelidir.
24 Ocak 2001
24 Ocak 2001 Tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürü iken bir suikaste kurban giden Gaffar Okkan da, ülkeye çok önemli hizmetlerde bulunmuş; Polisi sevmeyen, polisten korkan insanlara, polisin de iyi olabileceğini göstermiş başarılı bir insandı.Ölümünün ardından Diyarbakır, o emniyet müdürü olmadan önceki günlerine geri döndü.
Empatisiz Toplum
Eyl 23rd
Toplum olarak sorunlarımızın başında gelir empati kuramamak.Biz toplum olarak,her zaman en iyisine sahip olmamız gerektiğine inanırken;karşımızdakinin penceresinden bakamayız Dünya’ya.Onun çektiği acıları çekemez,onun içinde bulunduğu psikolojiyi anlayamayız.
İnternet ortamında uludağsözlük adında bir site var gördünüz mü?Onu görmediyseniz ekşisözlüğü kesin duymuşsunuzdur.Bu tür sitelerde insanlar bir araya gelip,bir konu hakkında ne düşündüklerini açıklarlar.
Ben de uzun uzadıya bu tür siteleri takip ediyorum.Çünkü her bir insandan öğrenilecek ayrı ayrı şeyler olduğunu düşünüyorum.Ancak onları okudukça ya ben çok hümanistim diyorum ya da bunların hepsi,eli kanlı birer katil.
Dünkü yazımda Yargıtay’ın kararını eleştirmiş,eyleme silahla müdahale eden uzman çavuşun cezalandırılmamasını kınamıştım.Bugün insanların bu konuda neler düşündüğünü öğrenmek amacıyla sitelerde dolaşırken,yazılan yazıları gördükçe içim sızladı.Hemen herkes bu askerin yaptığının meşru olduğunu söylüyor,askeri kahraman ilan ediyorlardı.
Ben size çok ilginç bir noktayı göstermek istiyorum.Bu yazarların yorumlarını takip ederseniz,Filistin’de elinde taşla savaşan minik çocukları öldüren İsrail için:”Kahrolsun İsrail,Katil İsrail”gibi sloganlar barındıran yazılar yayınlıyorlar,ve İsrail düşmanlığını körüklüyorlar.Belki İsrail çok uç bir örnek olabilir,peki Çin’in Özerk Uygur bölgesinde yaşanan çatışmalarda öldürülen insanlar için neler yazıyorlar hiç takip ettiniz mi?İsrail için düşündükleri şeyler,Çin içinde aynen geçerli.
Şimdi size bu söylediklerimin ışığında soruyorum.Göstericilere taş atan insanı öldüren asker suçsuz mu?Lütfen bu soruya kendinizi başka bir milletten birisi gibi düşünerek cevap verin.
Son Yorumlar